İçimdeki Deniz” adlı İspanyol filmi İstanbul’da gösterime girmiş. Ben bu X filmi birkaç ay önce Avrupa Film Festivali’ndeki jüri üyeliği görevi dolayısıyla seyretmiştim.Kırk yeni Avrupa filminin kırkını da üst üste izlemekten sıkılmamak mümkün değil.Bir parça şeker için keçi boynuzu çiğnemeye benziyor.Görev gereği elinizde kağıt kalem, videoları ya da DVD’leri arka arkaya seyredip duruyorsunuz.Filmler gösterime girmediği için hiçbir ön yargı, eleştiri yazısı ya da ün söz konusu değil.Doğrudan doğruya filmle karşı karşıyasınız.Ama arada bir öyle bir film çıkıyor ki karşınıza, bütün çektiklerinize değiyor. Yaratılan karakterler ekrandan yüreğinize doğru bir yolculuğa çıkıyorlar.Bu yıl seyrettiğim filmler arasında, “İçimdeki Deniz” (Sea inside) bende unutulmaz bir etki yarattı.Yönetmen Amenabar’a ve oyuncu Javier Bardem’e hayran kaldım.Filmin baş kahramanı, 30 yıl felçli olarak yatağa çivilenen 55 yaşında bir adamdı.Saçları dökülmüş, göz altlarına halkalar yerleşmiş ve çektiği acının oyduğu izlerle yaşlanmış bir adam.Sonra bu aktörü ve yönetmeni Barcelona’daki ödül töreninde gördüm.Bir de baktım ki simsiyah saçlı, zıpkın gibi genç adamlar.İspanyol erkeklerine özgü bir gurur edasıyla, matador havası içinde gelip ödüllerini aldılar.Bir kez daha hayret ettim.Javier Bardem, hayatına son verilmesi için yalvaran o yaşlı adamı nasıl oynamış, nasıl o ifadeleri takınmış.Filmi Amerika’da seyreden Tom Hanks “Bu rolü oynamak için bir insan bile öldürebilirdim” demişti.Büyük bir olasılıkla, en iyi yabancı film Oscar’ını da alacak.Olgun bir film bu.Hikayesiyle, senaryosuyla, hızıyla, anlatımıyla olgun bir film.Amerikan ticari sinemasının ucuz numaralarına başvurmadan, dört dörtlük bir “insan hikâyesi” çekilebileceğini ispat eden Avrupa’nın yüz akı bir film.Ve bence yeni İspanyol sinemasında Alejandro Amenabar, Pedro Almodovar dan çok daha önemli ve derin bir yönetmen.Sinemada bir “sanat yapıtı” görmek istiyorsanız, bu filme gidin derim.
