Bugünlerde aklıma sık sık Enver Paşa geliyor. Onun Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderinde oynadığı büyük rolü, Mustafa Kemal Paşa’yla olan ilişkilerini, Odessa’yı bombalatma emrini, Sarıkamş faciasını ve daha sonra Orta Asya’daki trajik kaderini düşünüyorum.Enver Paşa milliyetçi miydi; ülkesini, halkını seviyor muydu?Buna hiç kuşku yok: Hem de canını her an feda edecek düzeyde çok seviyordu.Ama ne yazık ki o çok sevdiği ülkesinin ve devletinin çöküşüne neden oldu.Bu çöküşten bizi bir başka Osmanlı paşası çekip kurtardı: Mustafa Kemal Paşa!Enver Paşa da sonuna kadar milliyetçiydi, Mustafa Kemal Paşa da!Ama ikisinin milliyetçilik anlayışlan arasında muazzam bir fark vardı.Mustafa Kemal dünyayı daha iyi kavrayan, yabancı devletlerin manipülasyonlarının etkisinde kalmayan, nerede ileri gideceğini nerede geri çekileceğini çok iyi bilen bir strateji dehasıydı.Bir yandan değişik cephelerde savaşıp ülkesini korumaya çalışırken, bir yandan da Harbiye Nezareti’ni uyaran mektuplar yazıyordu ama ne yazık ki kimse dinlemiyordu bu uyarıları.Enver Paşa “Ben damad-ı şehriyari ve Osmanlı Orduları Başkomutanıyım. İslam aleminde doğan her çocuk benim adımı bilir” diyordu.Doğruydu da.Mustafa Kemal’in bu kadar şöhreti yoktu.Ama çok daha önemli bir özelliği vardı: Gerçekçiliği.Mustafa Kemal, dünyayı daha iyi okuyordu.Bu yüzden bir milliyetçi paşamız ülkeyi mahva götürürken, bir başka milliyetçi paşamız Kurtuluş Savaşı’mızın başına geçti ve kaderimizi değiştirdi.Gazi’nin gerçekçilik duygusu, kurtuluştan sonra da değişmedi.Mesela Lozan Konferansı’nda uzun süre mücadele ettikten sonra Musul, Batı Trakya, Adalar gibi birçok konuda uzlaşma gereğini hissetti.Tarih kitapları şöyle yazar: “Lozan’da Batı Trakya, Adalar gibi konularda ısrar edilse idi, barış kurulamaz ve geleceğimiz karanlıklar içinde kalırdı.”Eskiler “Ehemmi mühime tercih” diye anlatır bu durumu.Şimdi bilen bilmeyen milliyetçilik tartışmaları yapıyor.Hamaset ve içerde babalanmak çok kolay bir şeydir.Oysa dış politikada zafer, içeride babalanmakla değil, dışarıda debelenmekle kazanılır.Daha soğukkanlı olmalı ve birbirimizi suçlamaktan vazgeçmeliyiz. Benim önceki gün bu köşede yazdığım (Atatürk “Ver kurtulcu” muydu?) yazısı buna örnektir.Gazi elbette “ver kurtulcu” değildi.Hiçbirimiz değiliz.Küreselleşme olgusunun önümüze çıkardığı tuzakların ve Türkiye’ye yönelen tehditlerin farkındayız.Bunlara karşı el birliğiyle mücadele edelim: Ama merhum Enver Paşa’nın hamasi çizgisini izleyerek değil, Mustafa Kemal Paşa’nın akılcı ve gerçekçi yöntemleriyle.Son söz: Hiçbir köşe yazarı kendisini ülkenin sahibi, başkalarını da kötü niyetli konuklar olarak görmesin. Sonra adama tapu sorarlar, mahcubiyet ortaya çıkar.
