Geçen dönem mecliste yaptığım konuşmaların, verdiğim önergelerin ve yazılı, sözlü soruların hiçbiri basına yansımadı. Bunlardan birkaçına sağolsun bizim gazete yer verdi; o kadar. Oysa bu konuşmalardan bazıları, pek adet olmamasına rağmen iki partinin de milletvekilleri tarafından can kulağıyla dinlenmiş, sık sık alkışlarla kesilmiş ve sonra yine iki parti temsilcilerinden kutlamalar almıştı. Hatta hükümetin iki bakanı “Bizi eleştirdiniz ama sizi kutluyoruz” diye not göndermişlerdi. Sonra birçok kişi konuşmaların metnini istedi. Bütün bunları, “Aman ne güzel konuştum!” demek için anlatmıyorum. Dolu dolu geçen otuz yıllık çalışmadan sonra basında yer almak gibi bir kaygım da yok. Ama işin başka bir yönü var: Benden sonra bazı arkadaşlar konuştu ve kavga çıktı. Genel kurul salonunda milletvekilleri birbirine sataştı, küfürleşmeler ve kürsüye yürüme girişimleri görüldü. Akşam televizyon haberlerinde -tahmin edeceğiniz gibi- benim konuşmamdan hiç söz edilmedi ama kavgalı konuşma evire çevire gösterildi. Ertesi günkü gazeteler de aynı durumdaydı. İşte söylemek istediğim bu. Meclis çalışmalarıyla kamuoyu arasında büyük bir iletişimsizlik sorunu yaşanıyor. Kavga gürültü, küfür, kürsüye su fırlatma, adam dövme gibi uç noktalar olmadan meclisteki konuşmalar mecliste kalıyor. Sonra da bazı arkadaşlar diyorlar ki “Niye sesiniz çıkmıyor?” Çıkıyor sevgili dostlarım, çıkıyor da sizin haberiniz yok. Bu yaştan sonra huy değiştirip kavga gürültüye karışmayacağıma göre daha uzun süre de olmayacak. Bir başka konu yurtdışı çalışmaları. Türkiye, Avrupa Birliği konusunda deyim yerindeyse sırat köprüsünden geçmekte. Önümüzdeki yıl, ak ya da kara sakalımız önümüze dökülecek. Çocuklarımızın geleceği 2004′ te bizim için alınacak kararlara bağlı. Bu kararın en önemli organlarından birisi Avrupa Konseyi. Bildiğiniz gibi Türkiye hakkında raporu yazacak olan kurum burası. Konseyde çalışmak, konuşma yapmak, komisyon toplantılarında kişisel dostluklar geliştirmek, Türkiye’nin aydınlık, demokrat yüzünü tanıtmaya çalışmak, denetçilerle buluşmak çok önemli. Avrupa panellerinde konuşmak, önyargılan yıkmaya çalışan konferanslar vermek de öyle. İşte bir avuç insan bunu yapmaya çalışıyor. Denize eklenen bir katre gibi. Eğer gelecek yıl Türkiye Avrupa Birliği’nden görüşme tarihi alırsa, biz de karınca kararınca kendimize bir pay çıkarır mıyız bilmem. Ama ne yalan söyleyeyim; benim bu konuda umudum yine de az. Bu tahmin, çabalarımızı azaltmasa bile ileride yaşanacak hayal kırıklığını önlemek için gereksiz bir iyimserliğe kapılmamamız gerekiyor. Canı yürekten yanılmış olmayı diliyorum.
