Oscar törenlerini izleyenler görmüştür; ödüller dağıtılırken sahneye bir takım Fransız belgeselciler fırladı.Ellerindeki penguen bebekleri sallayarak çıkıp “En İyi Belgesel” dalında ödüllerini aldılar.”İmparatorun Yolculuğu” adlı müthiş filmi hazırlayan ekipti bu.Hiç abartmadan söyleyebilirim ki yıllardır beni bu kadar etkileyen bir film görmedim.Film penguenlerden yola çıkıyor ama hayatımıza, aşka, çocuk sevgisine, direnmeye ve ölüme dair neler anlatıyor neler.Filmin birçok yerinde gözyaşına boğuluyorsunuz, bazı yerlerde gülüyorsunuz; bazı noktalarda analık duygusunun ulaştığı düzey sizi şaşırtıyor.Ve sinemadan çıktığınız zaman etkisinden kurtulamıyor, günlerce o sahneleri düşünüyorsunuz.Film kendi hayatınızı da tekrar gözden geçirmenizi ve gerçekten neyin önemli neyin önemsiz olduğunu tekrar kavramanızı sağlıyor.Öğrendiğim kadarıyla bu film Türkiye’de gösterime girmiş ama sessiz sedasız kalkmış.Bir yerde rastlarsanız ya da DVD’sini bulursanız kaçırmayın derim.Konu kısaca şöyle:Güney Kutbu’nda yaşayan penguenler aslında talihsiz yaratıklar.Çünkü bazen sıcaklığın eksi 80 derecelere düştüğü çok zor iklim koşullarında yaşıyorlar.Her yer buz tutmuş olduğu için tek beslenme kaynaklan deniz.Yiyeceklerini denizden temin ediyorlar ama balık değiller, su altında fazla kalamıyorlar.Kanatları var ama kuş gibi uçamıyorlar da.Deniz kıyısında buzlar eridiği ve ortam güvensiz olduğu için yumurtlamak amacıyla yaklaşık yüz kilometrelik bir yolculuğa çıkıyorlar.O küçük adımlarıyla yürüye yürüye 100 kilometreyi aşıp, buzun kalın olduğu, güvenli bir yere geliyorlar.Ama aylarca hiçbir şey yemedikleri için vücut ağırlıklarının yüzde 50’sini kaybetmiş durumdalar.Orada çiftleşiyorlar, yumurta dünyaya geldikten sonra kuluçkaya yatmak görevi babalara devrediliyor. Çünkü annelerin tekrar denize dönüp beslenmeleri ve geri gelip yumurtadan çıkacak yavruyu beslemeleri gerekiyor.Geriye doğru yine 100 kilometrelik yürüyüş başlıyor.Bu arada babalar yumurtayı buza değdirmemek için vücutlarıyla ayaklan arasına alıp işitiyor ve dört ay hiç kıpırdamadan, hiçbir şey yemeden öylece bekliyorlar. Karanlık fırtınalar gelip geçiyor üzerlerinden.Soğuğa dayanamayan yumurtalar donuyor, bazılan çatlıyor ve civcivler ortaya çıkıyorlar.Ama beslenmeleri gerekiyor ve yiyecek yok. Yine babalarının vücutlarının altındalar.Nihayet bir gün anneler dönüyor. Her penguen, sesinden tanıdığı eşini buluyor, yavrusunu görüyor ve midesinden onu beslemeye başlıyor.Aile ilk kez bir araya gelmiş oluyor.Bu arada bazı civcivler donarak ölmüş olduğu için yavrusunu bulamayan anneler deliye dönüyor. Hatta başka annelerin çocuklarını çalmaya çalışanlar görülüyor, kavgalar kopuyor.Bu sefer geri dönme sırası babalarda. Onlar da badi badi adımlarıyla o uzun yürüyüş çıkıp denize ulaşmaya çalışıyorlar. Bazılan başarabiliyor bunu, bazıları başaramıyor.Bu filmi size sözlerle anlatmama olanak yok; görmeniz gerekiyor.Hayata, aşka, direnişe, evlat sevgisine dair muazzam bir eser izlemek istiyorsanız, kaçırmayın.