Bir sevgili okurum, niye siyasi konularda fazla yazı yazmıyorsun diye sormuş. Düşündüm, haklı! Elim siyaset yazmaya zor gidiyor. Neden? Çünkü tek tek ağaçlara bakmayı değil, ormanı değerlendirmeyi yeğliyorum. Hastanın ateşi ve sivilcesi üzerine değil, ölümcül hastalığının nedenleri üzerinde kafa yormayı doğru buluyorum. Bunun dışındaki çabalar bana bir oyunun parçalan gibi geliyor. Orman tutuşmuş yanıyor, biz kenarda biten çalılardan şikâyet ediyoruz. Hasta canıyla uğraşıyor, biz rengini biraz soluk gördük diyoruz. Bana göre Türkiye’nin durumu o kadar ciddi ki böyle oyalanmalarla, adet yerini bulsun diye Unakıtan Munakıtan skandalları ile açıklanacak gibi değil. Peki; Unakıtan’ın Maliye Bakanlığı’nı “Malı ye!” bakanlığı haline getirdiği doğru değil mi? Doğru! Başbakan’ın köylülere küfür ettiği gerçek değil mi? Gerçek!İyi ama bunlar derindeki krizin sadece yüzeydeki bir iki ufak yansıması. Sanki Unakıtan, dünya malına bu kadar tamah etmese işler düzelecek miydi? Başbakan argo konuşmasa ortalık güllük gülistanlık mı olacaktı? Gazeteler yıllardır yolsuzluk yazıyor. Sistem ve soygun aynı; sadece isimler değişiyor. Geçen dönem Cumhur, Koray, Hüsamettin diye yazılıyordu, şimdi Kemal, Binali deniliyor. Emin olun ki yarın da aynı yazılar Mehmet, Çetin, Ahmet falan diye yazılacak.
Ben on beş yıl önce koyduğum tanıda ısrarlıyım. Türkiye üçe bölünüyor diye feryat ediyordum, kimse tınmıyordu. Şimdi bu tablo artık saklanamayacak kadar açık seçik ortaya çıktığı için birçok kişinin ayağı suya eriyor. Ne yazık ki iş işten geçtikten sonra. Ne diyorduk? Üç kutuplu bir Türkiye’ye gidiyoruz; İslami hareket, Kürt hareketi ve bunlara tepki olarak yükselecek olan Türk milliyetçiliği. Sanki ülkenin üç tarafına üç dev mıknatıs yerleştirilmiş gibi insanlar bu kutuplara doğru savruldu. Eskinin solcu ve sağcı partileri, şimdi milliyetçi cephede el ele. Bana göre; günlük düşünen Türkiye’nin, günlük çözümlerle kurtulmasına imkân yok. İslamcı hareketle laik milliyetçilik büyük bir kapışmaya doğru gidiyor, Nevruz’dan sonra Güneydoğu’da kıyamet kopacağına dair işaretler geliyor. İnsanlar her gün biraz daha kendi kutuplarında öfkelenip, bileniyorlar. Biraz da vur patlasın çal oynasın eğlenceleri sonucunda bir ulusu ulus yapan ortak değerler kayboluyor. Şiddet sıradanlaşıyor, hepimizin gündelik hayatına giriyor. Buna karşılık vicdanlar nasır bağlıyor. Esas önemli olan bunlar. Nedense Türkiye’de çok az kişi, olayları bu düzeyde tartışmaya yatkın. Kusura bakmayın; benim de içimden gündelik siyaset dedikoduları yazmak gelmiyor.
