İnsanoğlu ancak çevresiyle birlikte, toplu olarak yaşayabilen bir canlı türü. Bu yüzden de dünya nüfusunu oluşturan altı milyar kişi ayrı dinlere, uygarlıklara, ülkelere, eyaletlere, kentlere, köylere, aşiretlere, ailelere bölünmüş ve bu birimlere bağımlı olarak yaşıyor.Bir yere ait olma duygusu o kadar güçlü ki insanlar yalnız içine doğdukları çevreye değil, futbol kulüplerine, ideolojilere, partilere bağımlı hale geliyor ve sonradan edindikleri bu değerler yüzünden başka insanları öldürebilecek duruma geliyorlar.Bir insana “Ben insanım!” demek yetmiyor.İnsan tanımının önüne mutlaka başka sıfatlar eklemek gerekiyor.Bir zamanlar zenci avına çıkan ve yakaladığı zenciyi en yakın ağaca asan beyaz Amerikalılar “öteki’ni insan olarak görmüyorlardı.Çünkü o, insan değil bir “zenci’ydi.Fransızlar ve Amerikalılar için Vietnamlılar da insan değildi. O halde öldürülmeleri meşruydu.Dünyanın neresinde bir insan bireyinin hakkını korumaya kalksanız, hemen başkaları çıkıp ona yapılanın doğru olduğunu savunur.Maçta adam öldüren çocuk için de geçerlidir bu kural. “Öteki” öldürülmeyi hak etmiştir çünkü Beşiktaşlıdır, Fenerbahçelidir, Galatasaraylıdır.

Bir yazar ve sanatçı olarak yıllardan beri şiddete karşı çıktığım ve insan haklarını savunduğum her yazıya bazı okurlardan tepki gelmesine alışkınım.Şiddete karşı çıkmak zordur. Çünkü bazı insanlar karşısmdakilerin şiddeti hak ettiğini düşünmektedirler.Hem bu eğilim, ilk başta akla gelebileceği gibi sadece eğitimsiz kesimler arasında yaygın değildir. Bazen aydınlar da bu koroya katılır.Yıllarca önce öldüresiye dövülen, üzerinde sigara söndürülen bir genç kıza yapılan şiddeti kınadığım için bazı aydın çevreler beni aforoz edip, aydın düşmanı olmakla suçlamışlardı.Oysa ben hiçbir aydına ve hiçbir cinsel tercihe karşı çıkmıyor, sadece şiddeti eleştiriyordum.İnanın bana, şiddet benim midemi bulandırıyor, böyle görüntüler karşısında hasta oluyorum ve ister istemez tepkimi belirtiyorum.Ama kaçmasın diye önce ayakları kesilen bir boğanın can çekişmesini bile anlattığınızda, bir takım insanlar bunun doğru olduğunu söyleyip sizi kınıyorlar.Linç girişimleri üzerine yazdığım yazının da başına aynı şey geldi.Yazıda hiç adını geçirmememe rağmen Trabzonlu bazı okurlarım bu yazıya alınıp, Trabzon’a söz söylediğimi sanmışlar.Oysa ben ne kadar severim Trabzon’u. İki yıl yaşadığım bu kentteki dostlarımı, o ilin köklü ailelerinden gördüğüm desteği, kültürü, geleneği, insanlığı, zarafeti hiç unutamam.Benim derdim Trabzon değil ki, ŞİDDET.Ve şiddeti Trabzon’a hiç mal etmedim, etmem de!Şimdi hepimiz elimizi vicdanımıza koyup şu cümleyi tekrarlayalım:”Ben; hangi cinsten, hangi ulustan, hangi kökenden, hangi inançtan, hangi renkten, hangi görüşten olursa olsun insanoğluna ve diğer canlılara şiddet uygulanmasına toptan karşıyım.”16 yıllık günlük yazılarımı, kitaplarımı, konuşmalarımı, şarkılarımı, filmlerimi inceleyen herkes benim bu anlayışa imanla bağlı olduğumu ve bundan başka bir şey savunmadığımı apaçık görecektir.