Geçenlerde bir arkadaşım Londra’ya gitmişti. Dönüşünde ilginç bir şey anlattı. Parkta yürürken, eline kuşlar konan bir adam görmüş. Adam kolunu yana uzatıyor, avcunu gökyüzüne açıyor ve bekliyormuş; biraz sonra kuşlar sökün edip adamın eline konup kalkıyorlarmış. Bu görüntü arkadaşımın çok hoşuna gitmiş; aynı şeyi yapıp yapamayacağını merak eder olmuş. Ertesi gün avcuna ekmek kırıntıları doldurup aynen o adam gibi beklemeye koyulmuş. Biraz sonra onun da eline kuşlar inip kalkmaya başlamış. Her çeşit kuş adamın elinden besleniyor ve korkmadan konuyorlarmış. Daha sonra bakmış ki sincaplar da kendisinden kaçmıyor; ördekler de! Hayret etmiş. Dönüşte bunları anlattı bana ve dedi ki: “Bizim bu sevgili ülkemiz o kadar sert ki kuşu, böceği, sincabı, kedisi, köpeği bile insanlardan kaçıyor. İngiltere’de ise hayvanlar insanlardan korkmuyor, çünkü bir kötülük görmemişler.” Doğru söze ne denir! Hayvanlara eziyet eden bir ülke olduğumuz herkesin malumu. Tarabya meydanında zavallı bir köpeği tekmelemek için yolunu değiştiren bir çocuk görmüştüm. Paris’te yaşamakta olan bir arkadaşım da Gülhane Parkı’nda gördüğü bir sahneyi hiç unutamaz: Bir leyleğe tekme atan ve bu işi yaparken “Bilmemnesini n’ettiğimin leyleği!” diye küfür eden genç bir adam görüntüsü. Bekir Coşkun dostum yazar durur ama Türk insanlarının çoğunluğu hayvanların da acı çektiğini, korktuğunu, üzüldüğünü anlamaz bir türlü. Kanları siyasi liderlerin alnına sürülmek için yere yatırılıp, boğazında bıçakla saatlerce bekletilen koyun görüntüleri alıştığımız bir şeydir artık. Çocuklarımız, boğazlanıp bacağından şişirilerek derisi yüzülen hayvan görüntüleriyle büyür. Türkiye büyüyüp zenginleştikçe koyun kesmekle yetinmeyip deve ve sığır kesmeye de başlamışızdır… Ekranlarımız, kaçmaya yeltendiği için önce ayakları kesilip sonra boğazlanan boğa ve bıçağı görünce hüngür hüngür ağlayan deve görüntüleriyle doludur. Kesilen hayvanların elinden bir şey gelmez ama kedi köpek kuş gibi kaçabilecek durumda olan yaratıklar, insan gördüler mi -yandım Allah- kendilerini güvenli bir köşeye atabilmek için deli gibi kaçar ya da hırıldar, ısırır, tırmalarlar. Avrupa Birliği mensubu hayvanlar sizden bir kötülük beklemedikleri için sakin sakin dolaşırken, Türkiye’nin zavallı dört ayaklıları ve kuşları sürekli bir savunma ve buna bağlı olarak saldırı halindedir. Avrupa’da köpekler -eğer genetik bir bozukluğu yoksa- insanı ısırmaz, bizdekiler ise ısırır. Çünkü biz onları psikopat yapmışızdır. Otomobili üstlerine sürerek, tekmeleyerek, kuyruklarını yakarak, kulaklarını keserek zavallı yaratıkları zıvanadan çıkarmışızdır. Saldırgan oluşları ezilmişliklerinden gelir? Peki ya insanlarımız? Onlarda mı ezildikleri için gitgide daha hırçın hale geliyorlar? Çocukluklarından beri zulüm gördükleri için mi, direksiyonunda oldukları metal kitlesini sonsuz bir hızla karşıdan gelen insanın üstüne sürüyorlar?