Dünkü yazımızda hayvanları çeşitli eziyetlerle nasıl çileden çıkarıp psikopat haline getirdiğimizi anlatmış ve acaba insanlarımız da bu yüzden mi saldırgan oluyor sorusunu sormuştuk.Yazıya gelen mesajları henüz okumadığım için okuyucuların ne düşündüğünü bilmiyorum ama ben kesinlikle inanıyorum buna: Bizim aile, okul, toplum alışkanlıklarımız, geleneklerimiz durmadan şiddet ve saldırganlık üretiyor.Durumu incelemek için isterseniz önce bir soru soralım kendimize: Bu toplum, dünyanın diğer toplumlarıyla karşılaştırıldığında nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?Acaba sert ve şiddete eğilimli toplumlar içinde mi yer alıyoruz, yoksa yumuşak, kibar ve barışçı toplumlar arasında mı?Herhalde hiç kimse, ilk kesimde yer aldığımızı yadsıyamaz. Bunu söylemek beni üzüyor ama ne yazık ki biz dünyanın en sert toplumları arasındayız.Bunun kanıtını görmek istiyorsanız trafiğe bakın, toplum yaşamımızı gözden geçirin.Ben dünyada çok dolaştım ama hiçbir ülkede bizdeki gibi saldırgan sürücü görmedim.Trafikte on binlerce ölü, yüz binlerce yaralı ne demek? Nasıl bir çılgınlık bu?”Trafik canavarı” diyerek dışımızda bir şey gibi algıladığımız durum, aslında bizim yüreklerimize çöreklenmiş olan saldırganlık içgüdüsünün dışavurumu.Toplum yaşamı da böyle: Aklı başında insanları ayrı tutarak söylüyorum ama siz hangi ülkede bu kadar çok birbirine saldıran, öldürme isteğiyle dolup taşan, ağzından köpükler taşarak hakaret eden insan gördünüz.Bu durumu tarihle açıklamak olası değil.Geçmişi hanedan savaşlarıyla dolu, samuray ve hara-kiri geleneklerine sahip Japonya’da bile, akşamları kırmızı ışıkta bekleyen otomobiller, öndeki sürücünün gözünü rahatsız etmemek için farlarını söndürüyorlar. Trafikteki boş taksi, müşteri götüren taksiye mutlaka yol veriyor.Galiba bütün bunların nedeni çocukluktaki ve yetişme çağındaki ruhsal travmalar.Biz nasıl hayvanlarımızı psikopat ve saldırgan hale getiriyorsak, insanlarımızı da bir sevgisizlik ortamında kurtlaştırıyoruz.Kendileri bir cehennemde yaşadıkları için çevrelerine de bunu yayıyorlar.Aslına bakarsanız hayvanlara da yazık oluyor, insanlara da.Çünkü hayat sahiden kısa ama bu algılayamayanlar kendilerine tanınan ömür dilimini kavgayla, gürültüyle, hır gürle, nefretle geçirmeyi tercih ediyor.Olgunluğu, sükuneti ancak mezarda bulacaklar ve orada yüz binlerce sene efendi efendi yatacaklar.Ama bilgeler bilgesi Yunus Emre “bir göz yumup açmış gibi” algılıyor hayatı ve diyor ki “Bir tek gönül kırdın ise-Bu kıldığın namaz değil”.”Gönül kırmak” deyimini en son ne zaman duymuştunuz?
