Medya insanlar için vardır: Onları izler, hikâyelerini anlatır, haberlerini iletir. Bu iş dünyanın her yerinde böyledir ama gelgelelim cennet vatanımızdaki her şey gibi bu durum da altüst olmuştur. Bizde medya insanları değil, insanlar medyayı konuşur.

Medya denilen cadı kazanına adım atalı yirmi yıldan fazla olmuş. Bu süre içinde ne çok kavga gördüm bilemezsiniz. Kavga sevmeyen bir insan olarak bunlara hiç karışmadım ama insan ister istemez etkileniyor. Yazılarınızı yayınladığınız gazeteye, arkadaşlarınıza ağza alınmayacak küfürlerle saldırılırken sizin de sinirleriniz bozuluyor. Ne yazık ki Türkiye’nin son yirmi yılı korkunç medya kavgalarıyla geçti. Ve insanlar sürekli medya dedikoduları yaptılar. “Duydun mu o yazar şuraya geçmiş!” “Duydun mu gazete şuna satılıyormuş.” “Duydun mu yayın müdürüyle, yazarın arası bozukmuş.”

Böylece işler tersine döndü. New York’ta kimse New York Times gazetesinin iç işlerini konuşmazken ve gazete New York’lulara dair haberlerle doluyken, bizde medyanın derdi âlemin diline düştü. Bunun sonucu olarak da bazı gazeteciler yavaş lavaş “star” olma yoluna girdiler. Bir film yıldızı gibi muamele görmekten, sokakta tanınmaktan, gittikleri lokantada temennayla karşılanmaktan hoşlanır oldular. Halkın üstünde, çok tepelerde yer almaya başladılar. Dolayısıyla “halka ait haber” diye bir dertleri kalmadı.

Bugünlerde, sonu gelmez kavgalardan biri daha yaşanıyor. Büyük medya grupları birbirine veryansın ediyor. Ama daha öncekilerle bunun arasında büyük bir nitelik farkı var. Bu sefer kavga hükümetle bir medya grubu arasında. Hükümet bu grubu bitirmeyi göze almış. Aslında normal bir ülkede medyanın bu baskıya toptan karşı çıkması gerekir ama bizde durum farklı. Bir medya grubu zarar gördüğü zaman öbürlerinin alkış tutması âdetten olmuş. Sıra kendilerine gelene kadar keyiften eriyorlar.

Dedim ya Türk halkı yatıp kalkıp medyayı konuşurken, medya da kendi içine kapanıyor. Çünkü halkın odağında bizzat kendisi var. Oysa medya mecra demektir. Yani haberlerin akacağı bir kanal, bir nehir yatağı. Ama bu nehir dedikoduyla, egoyla, siyasetle tıkandığı için akamıyor. Ne garip bir durum değil mi?