Portekiz diktatörü Salazar “Ben bu ülkeyi üç F ile yönetiyorum” demişti: “Futbol, fiesta, fado.” Çok şükür ilerleye ilerleye biz de sonunda eski Portekiz’i yakaladık. Türkiye de FDM sistemiyle yönetilir oldu. Şimdi size bu harflerin açılımını yapayım.F: Futbol D: Dizi M: Magazin

Eski Türkiye’de gazetelerin sadece en arka sayfasında spor haberleri olurdu. Mesela Milliyet’in arka sayfası meşhurdu.İlgilenenler spor haberlerini bu sayfadan alırlardı. Şimdi her gazetenin üç beş sayfa spor bölümü var. Yetmiyormuş gibi bir de bağımsız spor gazeteleri çıkıyor. Spor dediysem yanlış anlamayın; buralarda tenis, buz hokeyi, kayak, basketbol falan haberleri verilmiyor.Varsa yoksa futbol.Yazılı basına ek olarak televizyonlar da naklen maç yayınlarıyla, daha sonraki günlerde de bu maçları yorumlayan programlarla dolu. Gözünüzü nereye çevirseniz futbol. Hayat neredeyse futboldan ibaret.Birkaç yıl önce Brezilya dünya kupası finali oynayacaktı. O sırada da ünlü bir Brezilyalı manken Türkiye’ye gelmişti. Televizyonda mankeni konuk eden Türk programcı durmadan maçı ve yedeklerine kadar bildiği Brezilya takımını soruyordu.Sonunda kızcağız bunaldı ve “Ben bu soruların cevabını bilmiyorum. Brezilya halkı bile sizin kadar ilgilenmiyor bu maçla!” dedi.

Dizi çılgınlığı ise başka bir konu. Artık kanallarda her gece bir dizi yayınlanıyor. Daha sonra da eski dizilerin tekrarları veriliyor.Türk halkı evden çıkmayıp dizi izliyor. Hatta birisini yemeğe davet etseniz “o akşam benim dizilerim var!” cevabını veriyor. Hayat dizilere göre ayarlanıyor. Halk dizilerle avunuyor; onların masal dünyasını özlüyor, dizi kahramanları yoluyla âşık oluyor, nefret ediyor, heyecanlanıyor, kıskanıyor.

Üçüncü merakımız ise magazin. Magazin haberlerinin hayatımızda tuttuğu yerin ne kadar arttığını fark ediyor musunuz?Bir aile kavgası günlerce sürmanşetlerden inmiyor, kameralar sokaklarda ünlü avına çıkmış durumda, yatak odaları mercek altında.

Yanlış anlaşılmasın: Bunların hiçbirine karşı değilim.Elbette futbol da hayatın içindedir, dizi de, magazin de.Ama birçok başka işte olduğu gibi bu konularda da ölçüyü kaçırdığımızı düşünüyorum.Zaten Türkiye’deki en büyük sorunlardan biri bu:Ölçüyü kaçırmak.