Bazı şehirleri ilk kez gördüğünüzde kapıldığınız heyecan ve keşif duygusu, zamanla yerini orada yaşanmış günlerin içinizde burukluk yaratan anısına bırakıyor.Berlin’e ilk gelişimde şehir ikiye bölünmüştü. Önüne geçilemez bir merakla o ünlü duvarı görmeye girmiştik.Hatta kendimizi alamayıp bir akşam, çok sıkı sınır kontrollerinden geçerek Doğu Berlin’e gitmiş, Bertolt Brecht’in kurduğu tiyatronun seyircileri arasına karışmıştık.Berlin birleşti, duvar yıkıldı ama o tiyatro hâlâ duruyor.Şimdi yine bir panele katılmak için Berlin’deyim. Konu: “Türkiye, Avrupa, İslam”.Berlin’e kaç kez geldim bilmiyorum.Karajan’ın kurduğu meşhur Filarmoni binasında 7 konser mi verdim, 8 mi yoksa daha mı fazla?Hatırlayamıyorum.İşte şu bina Dünya Kültürler Evi.Mikis Theodorakis ile Avrupa turnesine başlayacaktık. Zamanın Almanya Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel bu turne onuruna bir davet vermişti. Sonra provalarda Mikis’in hastalandığını farketmiştik. Kan tükürüyordu. Doktorlar turneye izin vermediler ama o son bir kez sahneye çıkmak için diretiyordu. Sonunda doktorlara karşı yürüttüğü savaşı kazandı ve Dünya Kültürler Evi’nde konseri verdik. Tropical Music adlı plak şirketi konseri kaydetti ve CD olarak yanınladı. Şimdi arada sırada “amazon.com” adlı internet sitesinde albümle ilgili güzel yazıları okudukça aklıma hep Mikis’in hastalığı geliyor. Son konserini bir Türk’le vermesi bir işaret gibi gelmişti herkese. İşte şurası Potsdamer. Burada Wim Wenders in film şirketi vardı; Road Movies. Hâlâ duruyor mu bilmem?Yer Demir Gök Bakır filminin yapımcısı olmayı kabul ettiği günü hatırlıyorum. Akşam bir İtalyan lokantasına gidip kutlamıştık.Şu bina iki ay süreyle filmin montajını yaptığım yer. Wim “en iyisi” diyerek bana bir montajcı bulmuştu. Adam çok yaşlıydı ve görür görmez “bu adam bu işi bitiremez” diye düşünmüştüm. Bırakın montajı nefes alacak hali yoktu. Aradan iki üç gün geçmeden haklı olduğum anlaşıldı. Son olarak hangi filmin montajını yaptığını sorduğumda “Sisi” demişti. Hani şu Romy Schneider’li Sisi. Yani bir tarih.Zaten montajcı da çok geçmeden tarih oldu. Bir öğleden sonra montaj masasında birlikte çalışırken, yaşlı adamın masaya kapandığını gördüm.Ölmüştü. Adı Fred Zyrt. Gezmeye devam edelim: Şurası Tempodrom. Bu büyük çadırın tarihindeki son konseri Maria Farandouri ile vermiştik. Gripten kırılıyordum. Bir ateş, bir ateş. Titremeler geliyor, ayakta duramıyorum, boğazım kapanmış. Ama konser verilecek. Sahne gerisinde bir doktor duruyordu. Arada bir oraya gidiyordum, doktor burnuma, boğazıma bir şeyler sıkıyordu; o arada iğne bile yaptı.Film çekimleri, film müzikleri, konserler, radyo konuşmaları, sabahlara kadar süren tartışmalar, sarhoşluklar, kavgalar.Ama artık ne Berlin eski Berlin, ne de ben eski ben.Yanlız şehirlerin değil insanların içinde de duvarlar yıkılıyor.Hem de ideolojik olmayan duvarlar bunlar.