Türkiye kendi gündelik dertlerine ve avunmak için başvurduğu magazin gündemine o kadar gömülmüş durumda ki uluslararası platformlarda şekillenen geleceği ile pek uğraşamıyor. Kopenhag’daki AB görüşmeleri sırasında gece gündüz bu olaya kilitleniyoruz, yemeden içmeden kesiliyoruz ama aradan bir iki hafta geçince bu konuları ara ki bulasın! Unutulup gidiyor. Oysa uluslararası kurumlarda sabırlı ve inatçı çabalar sürdürmek uzun vadeli başarının tek koşulu. Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, NATO, Birleşmiş Milletler gibi bir çok kuruluşta komisyonlar çalışıyor, raporlar hazırlanıyor, bunlar üzerinde dişe diş mücadeleler veriliyor ve sonunda işi iyi takip eden ülkeler pozisyon kazanmış oluyorlar. Hiçbir şey kendi kendine olmuyor. Yemeğin piştiği mutfakta bulunacak ve bu sürece müdahale edeceksiniz. Bir haftadır Strazburg’da, Avrupa Konseyi Parlamentosu’nda çalışmakta olduğumuz için durumu daha net görebiliyorum. Türkiye galiba bu kurumların öneminin farkında değil. Oysa ülkenin Avrupa Birliği üyeliği, yani yetmiş milyonun geleceği, burada biçimleniyor. Her komisyonda hazır bulunmalı, her tartışmaya katılmalı, Avrupalılarla kişisel dostlukları geliştirmeli ve tezlerinizi büyük bir maharetle savunmalısınız. Gördüğüm kadarıyla bu işi Yunanlılar, Güney Kıbrıslılar ve Ruslar çok iyi götürüyorlar. Avrupa Konseyi Parlamentosu, 45 üye ülkenin seçilmiş milletvekilleriyle toplanıyor. Sabah 8’den akşam 8’e (bazen çok daha geç saatlere) kadar yoğun bir çalışma temposu var. Soyadı sırasına göre, her parlamenterin oturacağı yer belli. Size verilmiş olan manyetik kart önünüzdeki makineye tanıtarak oy kullanıyorsunuz. Herkes konuşmasını kendi yerinden yapıyor. Vakit kaybına izin verilmiyor. Normal olarak görüş belirtme süresi 4 dakika ile sınırlandırılmış. Fakat herkes ne diyeceğini o kadar iyi biliyor ki, 4 dakikada en karmaşık görüşler bile anlatılabiliyor. Konuşmacılar doğrudan doğruya konuya giriyorlar. Nezaket cümleleriye, heyeti selamlamakla, saygı sunmakla ve girizgah cümleleriyle vakit yitirmiyor kimse. Fikirler net ve kısa olarak ifade ediliyor. Bunun sonucu olarak da çok kişi konuşabiliyor, isteyen herkes tartışmalara katılma şansını elde edebiliyor. Kurumda 1800 kişi çalışıyor. Sadece 5 araca sahipler. TBMM ile karşılaştırırsanız; bizde 550 milletvekili, 6000 personel ve sayısız araba var. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne her yıl 3 milyon Euro’ya yakın para ödüyor. Ama bu para zamanında yatırılmadığı için ek olarak 300 bin Euro da ceza veriyoruz. İşte bizim hallerimiz!
