Arthur Miller bana bir hikâye anlatmıştı. Anlattığı hikâyeyi 20. yüzyıl teknolojik uygarlığının en önemli belgesi sayıyorum. Yıllar önce Arthur Miller uçakla Amerika’nın Batı kıyısından Doğu kıyısına uçuyormuş. Yanında da tanımadığı bir adam oturuyormuş.Büyük çölün üstünden geçerken adam Arthur Miller’a dönmüş ve “Beyefendi” demiş, “Bakın ne kadar yazık oluyor. Koskoca çölde hayat yok. Oysa bu kadar geniş bir alanda yüz binlerce kişi oturabilir, iş bulabilir ve tarım yapabilirdi. Gerçekten çok yazık!”Arthur Miller okumakta olduğu kitaptan başını kaldırmış ve “İyi ama” demiş “Bu çölde su yok ki! Adı üstünde çöl işte. Su olmayınca hayat nasıl olabilir? Adam kurnaz kurnaz gülümsemiş; “Siz öyle sanıyorsunuz” demiş, “Yerin yüzlerce metre altında müthiş bir su rezervi var.” Bu sefer Arthur Miller iyice ilgilenmiş. Çünkü anlamış ki adam konunun uzmanı.”Peki o suyu çıkarmak imkânsız değil mi?” diye sormuş. “Hayır” diye cevaplamış adam. “Orta şiddette bir nükleer patlamayla o su yeryüzüne çıkar.” Arthur Miller şaşırıp kalmış. “Nükleer patlamanın etkileri ne olacak?” demiş. “Radyasyon, kitle ölümleri, lanetlenmiş bir toprak…” “Ben orasına karışmam?” demiş adam. “O başka uzmanların alanına giriyor. Çaresini onlar bulsunlar. Ben su çıkarma uzmanıyım!” Gerçekten de 20. yüzyıl uygarlığı, iş bölümü ve ihtisaslaşma denilen çarpıklığı o kadar ileri götürdü ki, bir sürü mekanik uzman yarattı. Bütünü göremeyen, olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kuramayan saçma sapan uzmanlar!Hepsinin kafasında çekmeceler ve bölmeler var. Gerekli bilgiyi ait olduğu çekmeceye koyuyor ve diğer çekmecelerle karıştırmıyorlar. Oysa bilgi, çağrışımlarla, sezgilerle güçlenmeli ve değişik kategoriler arasında bağlantılar kurabilmeli. Çağrışımlar yoluyla düşünmenin, kategorik düşünmekten bin kat üstün oduğuna inanıyorum. 20. yüzyıl uygarlığından önceki dönemlerde, böyle delice bir ihtisaslaşma tutkusu yoktu. Bütün çağlarda bilim ve sanat yakınlaşmış ve aynı kişilerde yüceltilmişti.Rönesans sanatçıları hem resim yaparlar hem matematikle, astronomi ve anatomiyle ilgilenir hem de müzik aleti çalarlardı. İslam uygarlığında da çok iyi bildiğimiz gibi, bilim adamı, şair, müzisyen, matematikçi ve tabip filozoflar çoktu. Bu bilge kişiler bilimin ve sanatın yücelerek kesiştiği noktada parlayan yıldızın ışığını görebilen insanlardı. Bir evren kavrayışı oluşturabiliyorlardı. İş bölümü denilen hastalık, bu çapta kişilerin yaratısını engelledi.21. yüzyıl uygarlığı bu hastalıktan kurtulacaktır. Çünkü önümüzdeki yüzyıl bir bilgi ve bilgisayar cağıdır. Bilgisayarlarda programlar üretmek ve kişisel yapıtlara imza atmak için birçok dalda ustalaşmak gerekiyor. Matematik, grafik, renk, müzik, edebiyat, düş gücü gibi birçok alanı birden kullanılabilir hale getirmemiz gerekiyor. İşte umut veren gelişme budur. İnsanlık tekrar iş bölümü döneminden önceki görkemine ve özlediği dahilere kavuşacak.
