Uzun bir süredir Türkiye’ye şaşırarak bakıyorum. Sanki burası benim doğduğum, büyüdüğüm, çalıştığım yurt değil de yabancı bir ülke. İnsan davranışlarını anlayamıyorum. İyi ile kötünün, doğru ile yanlışın bu derece yer değiştirmiş olmasını kavrayamıyorum. Şimdi birileri çıkıp bunun yaş sorunu olduğunu söyleyebilir: Yaşlılık eski günlere özlem duymakla başlar, falan gibi sözleri ardı ardına sıralayabilir. Belki bir ölçüde doğrudur da bu; ama inanın ki ben size başka bir şeyden söz ediyorum. Yaşla, geçmişe özlem duymakla ilgisi yok. Hem zaten geçmişin nesine özlem duyacağım: Türkiye hiçbir zaman daha iyi bir ülke olmadı ki. On dört yaşındayken ilk darbeyi yaşadık; yirmi beş yaşındayken ikincisini. Ardından gelsin hapisler, sürgünler, parasızlıklar, yoksulluklar, korkular. Sonra arkadaş ölümleri, kan tutmuş sokaklarda silah ve bomba sesleri arasında duvar diplerine sinerek yürümeler. Bir saldırıya uğrama olasılığına karşı, çocuğunla birlikte sokağa çıkmadığın yıllar. Her demokrat insanın tepesine bir balyoz gibi inen, hayatları paramparça eden 1980 darbesi. Ve bunun etkileri silinirken Türkiye’nin içine girdiği vahşi kapitalizm, paraya tapan insanlar, vicdanlarını ve kalemlerini satan sözüm ona aydınlar, dişlerinden kan damlayan basının saldırıları ve arkadaş ihanetleri. Birkaç psikopatın yıllarca süren Livaneli saplantısı. Bunları özleyecek ve aman ne iyi günlerdi onlar diyecek halim yok. Dinleyecek olsam; “Bir başkadır benim memleketim” yavesinden daha güzel İsrail melodileri var. Türkiye her zaman zor, belalı, adaletsiz ve zalim bir ülke oldu. Ama hiç olmazsa bu gidişten memnun olmayan; eleştiren, daha doğru, daha güzel ve daha adil bir dünyanın düşünü kuran insanlar vardı. Bir temizlik duygusunun, arınmanın, soylu sanatın, incelmişliğin peşindeydiler. Nereye gitti bu insanlar bilemiyorum. Belki de sayıları çok azaldığı için bir köşeye sinmiş durumdalar. Ortalığı tuhaf bir “nihilizm” kapladı. Boğaz’dan geçerken insanın burnunun direğini kıran lağım kokusunu duymadan belediye başkanının başarılarını övenler; insan ilişkilerinde, kültür sanat alanında, medyada da böyle davranıyorlar. Pislik, kabalık, ilkellik her alanda yükseliyor. Ben de bir ülkenin bu hale gelmesine şaşıp kalıyorum. “Pompei’nin son günleri” diye çok yazı yazdım ama galiba beterin de beteri var.