FYODOR Dostoyevski, insanların ancak acı çekmenin olgunlaştıracağına inanır.
Suç ve Ceza gibi romanları hep bu temayı, acı çekerek saflığa, temizliğe dürüstlüğe ulaşma temasını işler.
Tolstoy'un Diriliş'indeki temel de budur.
İspanya'da dolaşırken, acının olgunlaştırdığı bir ülkede bulunduğunuzu anlıyorsunuz.
20. yüzyılın ilk yarısında kanlı bir iç savaş yaşayan İspanya, şimdi yaralarını sarmış ve ülke çapında bir kardeşlik bilinci oluşturmuş.
Gerçi bu barışı Bask ayrılıkçı örgütü ETA'nın terör atakları zaman zaman zedeliyor ama yine de ülkenin bütününü etkileyemiyor.
***
GENERAL Franco taraftarları ile Cumhuriyetçiler arasındaki iç savaşta kan oluk gibi aktı. Guadalquivir Nehri gövdelerden görünmez oldu. Baba oğulu, oğul kardeşi öldürdü. Sonunda İspanya 40 yıl General Franco faşizminin boyunduruğunda yaşadı.
O dönemin sloganı "Yaşasın Ölüm!"dü; Uluslararası edebiyata geçen biçimiyle Viva la Muerte!
Ama bugün İspanya'nın sloganı "Yaşasın Hayat!"
***
GENERAL Franco bugün tonlar çeken bir kayanın yekpare gövdesine oyulmuş mezarında yatıyor.
Ama ölmeden önce ister sağcı ister solcu; bütün savaş kurbanlarının aynı yerde yatmasını istemişti.
Bu faşist diktatör demişti ki: Sağcılar da solcular da bu vatan için öldüler.
***
İŞTE bu bilinç, acı çekmiş İspanya'yı diğer ulusların acılarına karşı duyarlı kıldı.
Dünyada, ırkçılığa en az rastlanan ülke durumuna getirdi.
Madrid Büyükelçimiz Gün Gür, kısa zamanda öğrendiği İspanyolcasıyla, Türkiye konulu konferanslar verdiğinde salonların tıklım tıklım dolması da bunun göstergesi zaten.
Nedense Madrid, bizim az önem verdiğimiz Avrupa başkentlerinden biri.
Bence tam tersini yapmalı ve kurulacak yakın ilişkilerle Madrid'i, Türkiye'nin Avrupa içindeki temsilcisi durumuna getirmeye çalışmalı.
Çünkü tarihsel bilinç bunu engellemiyor.
