İSTANBUL yollarının yapımına servetler döküldü.
Hepimizin alın terinden kesilen vergilerin bir bölümü bu yolların, kaldırımların yapımına akıtıldı.
İstanbul'da yol yapımına, kaldırım ve meydan düzenlemesine harcanan paraların Paris'i, Londra'yı, Zürih'i kat kat aştığını söylemek bir abartma olmaz.

Çünkü Batı kentlerinde yollar bir kez iyi planlanarak yapılıyor ve sonra yüzyıllarca sadece bakım çalışmalarıyla yetiniyor.
Mesela Paris'teki büyük bulvarlar **Baron Haussmann** döneminden kalma.

Bu denli geniş olmalarının nedeni de, o dönemde yaygın olan barikat savaşlarına engel olmak isteği.
**Baron Haussmann**, Paris caddelerinin kurulan barikatlarla kapatılamayacak kadar geniş olmalarını emretmiş.

Ve bu yollar yapılırken, yol mühendisliğinin bütün kuralları uygulanmış.

Bu yüzden Paris'e yağan şiddetli yağmurlar, bu eski kentte hiçbir birikintiye ve sel baskınına neden olmuyor.
Hatta çöpçüler tarafından yol kenarlarına biriktirilen çöpler, bir sulama sistemiyle temizleniyor. Kaldırımların dibinden akan sular bütün tozu toprağı ve çöpü alıp götürüyor.
Bu akıllıca sistem bir tek kez yapılmış ve çağın bütün bilgileri, hüneri, aklı, şehircilik bilgileri bu yapıma aktarılmış.

***

BİZDEKİ yollar Paris caddelerinden daha pahalı.
Çünkü iş başına gelen her belediye başkanı, kendi yandaşlarına para kazandırmak için yolları, kaldırımları, meydanları bozdurup yeniden yaptırmış.
Yıllar önce **Celal Şahin**, "**Yap kaldırımı boz kaldırımı**" diye hiciv şarkıları söylerdi.
Demek ki bu sistem epeyce eski.
Belediye başkanlarına yakın olan partililer, inşaatla, yol yapım teknikleriyle hiçbir ilgileri olmamasına rağmen alelacele kurulmuş şirketlere ihale alıp, kazma kürek işe girişiyorlar.

Ve bu yüzden eğimi ters yollar, su baskınları, tıkanan dereler ortaya çıkıyor.
Paris'ten daha pahalıya malettiğimiz yollarda boğuluyoruz.

***

İSTANBUL bir ortaçağ şehri bile değil.
Çünkü ortaçağ İstanbul'unda da, diğer büyük dünya şehirlerinde de bu derece vurdum duymaz, kaba ve sırf soyguna dayalı bir yol yapım sistemi yoktu.
Osmanlı İstanbul'u aynı yağmurlarla ıslandığı halde, böyle facialar yaşanmıyordu.
Birkaç yıl önce **İkitelli**'deki **Ayamama** deresi taştığı zaman, **Mimar Sinan**'ın yüzyıllar önce yaptığı köprünün, su geçişine izin vermesi ama yeni yapılan köprünün tıkaç görevi yaparak sele neden olması bu dediklerimizin en yakın kanıtı.

***

YAĞMURDA İstanbul'un perişanlığı bir kez daha ortaya çıktı.
**Peki bunun sorumluları kimlerdir?**

İstanbul'a belediye başkanlığı yapmış ve yol inşaatlarına ödenen trilyonları imzalayarak biten çarpık yolları kabul etmiş olan, **Recep Tayyip Erdoğan**, **Nurettin Sözen** ve **Bedrettin Dalan** ne düşünüyorlar acaba?

Hiç sorumluluk duyuyorlar mı?
İstanbul yollarının yapımında ehliyet, tecrübe ve teknolojik yeterlilik yerine **ANAP**'lı, **SHP**'li ya da **REFAH**'lı olma ölçütünü gözeten belediye başkanlarının vicdanı sızlamıyor mu?
İstanbul'u dünyanın en büyük ve en barbar köyüne dönüştürmüş olmanın sorumluluğunu kim taşıyacak?
Son onbeş yirmi yılın belediye başkanları mı, yoksa vergi veren, çile çeken İstanbul halkı mı?

***

BENCE İstanbullular yeni bir kampanya başlatmalı ve il olmak için siyasîlere baskı yapan ilçeler kervanına katılmalı.
Slogan şimdiden hazır: "**İstanbul'u il yapın!**"