Roma, Fransa gibi büyük
uygarlıklar, bir taş ve
mermer şehvetine kapıl-
mışcasına her yere büyük anıt-
lar, köşkler dikerken İstanbul
Osmanlıları niçin küçük ah-
şap evlere dört elle sarılmışlar
diye düşünürdüm hep.
Şimdi sanıyorum nedenini
buldum.
Deprem!
Istanbullular, bu kenti vuran
büyük depremlerin bilinciyle
ahşap yapılara yönelmişler. Bü-
yük yangınlar pahasına bu sis-
temden vazgeçmemişler. Ay-
nen bugünkü Kaliforniya gibi.
★★★
Şehirleri vuran depremler
Skipleri depremler
İkisi de önceden anlaşılmı-
yor, yok sayılıyor ve hiç bekle-
mediğiniz anda birden saldırı-
yor size.
Ya göğsünüze kilolarca yük
bindiğini hissediyorsunuz ya da
toprağın ayaklarınızın altından
kaydığını.
İçinde yaşadığınız evler, ya-
tak odaları, işyerleri en büyük
düşmana dönüşüyor.
Günlük mekanınızdaki do-
lapları, sütunları, duvarları her
an üstünüze yıkılabilecek masal
canavarları gibi algılamaya baş-
lıyorsunuz.
Ve İstanbullular yavaş yavaş
psikolojik bir çöküntüye doğru
gidiyor.
Kimse bugününden ve yarı-
nından emin değil.
Emlak piyasasındaki dur-
gunluk da bu yüzden. İnsanlar
evden barktan soğudular.
Bekliyorlar.
İyi ama ne yapmalıyız?
Ellerimizi kavuşturup korku
içinde depremi mi beklemeliyiz
şimdi?
Bence hayır!
Uzmanlar depremin büyük
ihtimalle otuz yıl içinde olacağı
tahmininde bulunuyorlar.
Diyelim ki 24 yıl sonra bir
deprem vuracak İstanbul'u
Yani 2024 yılında.
O tarihe kadar, yüreğimiz ağ-
zımızda deprem mi bekleyece-
ğiz.
Belki de 2024 yılını görme-
den doğal ömrünü tamamlaya-
cak olan insanlar, kalan yıllarını
deprem korkularıyla, ölüp ölüp
dirilerek mi geçirmeli?
Dünyanın en saçma şeyi de-
ğil mi bu?
Y
★★★
ine aynı soruya dönüyorum:
Ne yapmalıyız?
Aslında bunun cevabı belli.
İstanbul'da mümkün ol-
duğu kadar çok sayıda evi
ahşap karkas sistemine çe-
virmeliyiz.
Erken uyarı sistemlerine
yatırım yapılmasını sağla-
malıyız.
Hükümet bu iş için para ol-
madığını söyleyebilir.
Ama biz biliyoruz ki batık
bankalara milyarlarca dolar
bulan, hayali ihracatçılara para
yetiştiren devlet bu işin altın-
kalkar.
Ayrıca sivil girişimle topla-
nacak paralara yabancı yardım
kuruluşları da katkı sağlayabilir.
Bu kadar büyük bir felaket
tehdidi bile bizi bir araya geti-
remiyor, toplumsal bir seferber-
lik yaratmamıza yetmiyorsa
bizde bir tuhaflık var demektir.
