Çağlayan mitinginde halkın arasında, o büyük kalabalıktan fırsat bulabildiğim kadar dolaştım ve İstanbul’un gördüğü bu en büyük mitingle ilgili bazı gözlemlerim oldu. İlk aklıma gelen, demokrasinin doğrudan doğruya yansıdığı bir toplantıda bulunduğumdu. Günlerden beri Türkiye, ordu bildirisi demokratik midir, demokratik olarak seçilmiş hükümete müdahale mi ediliyor tartışmaları içindeyken halk doğrudan doğruya demokratik tepkisini ortaya koydu. Ve o mitinge katılanlar “bindirilmiş kıtalar” değildi. Orta halli insanlardı, demokrasiyi ve yaşam biçimlerini korumak için oraya gelmişlerdi. Hiçbir partinin ve hiçbir ideolojinin yönlendirmediği, kendi kendine bir araya gelen bir sivil toplum görüntüsü çiziyorlardı. Bundan sonra hiç kimsenin bu demokratik gösteri karşısına çıkmaya cesaret etmemesi gerekir. Miting alanına giderken İstanbul’un çeşitli semtlerinde gözüme çarpan bir başka ilginç nokta, orta halli, düzgün apartmanların çoğunun penceresinden bir Türk bayrağı sallandığıydı ama gecekondu semtlerinde ve kaçak yapılarda o Türk bayrağı görülmüyordu. Hem bu, hem de mitinge gelenlerin genel profili, demokrasi ve yaşam biçiminin kentliler ve özellikle kadınlar tarafından savunulduğu, göç ederek şehrin varoşlarını oluşturan kesimlerin ise bu düşüncede olmadığıydı.

Bu kadar büyük bir kitlenin bir araya gelmesi tamamen gönüllülük esasına dayandığı için doğal olarak podyumdan iyi yönlendirilemedi, o yüzden de büyük topluluk ortak bir coşkuya kavuşmakta güçlük çekti. Bunda podyumdan yapılan çok güzel konuşmaların, hoparlör sisteminin yeterli olmaması sonucunda her taraftan duyulamamasının etkisi de oldu. Topluluk dağılırken Çağlayan’dan aşağıya doğru sokaklardan sel gibi akan halk hiçbir taşkınlık yapmıyordu. Hatta bir apartmandan sarkıtılan çok büyük bir AKP bayrağına karşı bile herhangi bir protestoda bulunmadılar. Sonuçta İstanbul aynen işgal yıllarındaki Sultanahmet Mitingi gibi, tarihi bir gün yaşadı. Bu, demokrasinin doğrudan doğruya tecellisiydi ve yaşam biçimini savunmak isteyen halkın aynen 14 Nisan Ankara Mitingi’nde olduğu gibi doğrudan gösterisiydi. Demokrasiyi bir araç olarak kullanıp biçimsel ayak oyunları ile şeriat düzenini getirmek özlemi içerisinde olanlara doğrudan doğruya halk dur dedi. Umarım bu mesaj Hükümet ve basın cephesinde iyi anlaşılır.