Hayatını lafla değil, doğru bildiğini yapmakla geçiren insanlara hayranımdır. Onu bunu ikna etmek, sonu gelmez tartışmalara dalmak yerine zamanında ve iyi hesaplanmış bir hareketle düşüncelerini açığa vururlar. Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Sezer hiç basına konuşmuyor, röportaj vermiyor; haksız yere suçlandığı ve kendisini savunması gerektiği durumlarda bile suskunluğu tercih ediyor ama gereken eylemden de geri durmuyor. Tam zamanında harekete geçiyor. Dün Papa’yı Türkiye’ye davet etmesi de böyle ustaca bir zamanlama sonucu. Bir süredir gündemde olan ve tartışmalara yol açan Papa daveti, şimdi en üst düzeyde resmileşmiş durumda. Bu ziyareti bir fırsat olarak görmeliyiz. Neyin fırsatı mı? Ağca’nın serbest bırakılması ve Trabzon’daki rahibin öldürülmesi gibi korkunç olaylarla dünya basının gündemine giren Türkiye’nin farklı yüzünü gösterme fırsatı. Dikkat ederseniz; burada ucuz bir Türkiye reklamından ve gerçeği saklama çabasından söz etmiyorum. Ne yazık ki şiddet bu ülkenin bir gerçeğidir ve bunu dünyadan saklamaya çalışmak hem gereksiz, hem de olanaksız. Ama Türkiye Ağca’lardan ibaret değil. Bu ülkede milyonlarca uygar, iyi niyetli, hoşgörülü insan yaşıyor. İşte Papa ziyareti sırasında Türkiye’ye gelecek olan binlerce basın mensubuna ülkenin bu “aydınlık” yüzü gösterilebilir. Türkiye’nin sadece fanatiklerden, hasta bakışlı katillerden, beyni yıkanmış lümpenlerden ibaret olmadığı ortaya çıkarılabilir. Çünkü bu bir yalan değil, gerçek. Türkiye’nin imajıyla ilgili sıkıntı, körlerin fil tarifi gibi tek tarafının öne çıkmasından, kompleks yapısının gözden kaçırılmasından kaynaklanıyor. Son günlerde İsveç gazetelerinde çıkan bir edebiyat kritiği -benim kitap üzerine olduğunu saklamamak durumundayım- şöyle diyor: “Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mesafenin çok büyük olduğunu düşünüyorduk ama şimdi anlıyoruz ki ülkenin kendi içindeki kültür farklılıkları daha da keskin.” İşte bence sorunun özü burada. Varolan kötülükleri, yanlışlıklan inkâr etmek yerine, bunları olgunlukla kabul ederek farklı yönlerimizin de olduğunu öne çıkarmamız gerekiyor. İşte Papa’nın ziyareti bu açıdan çok önemli. Ama içimde bir tedirginlik de yok değil. Umarız bu ziyaret bazı ilkel çevrelere, yanm kalmış işler konusunda bir ilham vermez. Çünkü böyle bir şeyin girişim aşamasında kalması bile korkunç sonuçlar doğurur.