Nilüfer’in son albümünü dinlerken, bu yaşamda hiç bir şeyin rastlantı olmadığını bir kez daha kavradım. Bir insanın içinde sanat gücü varsa var, yoksa yok. Nilüfer’in bunca yıldır müzik dünyası içinde başlarda oturması, her albümünün ses getirmesi de bu yüzden. Artık harcımıza karışmış bir ses bu. Bizi biz yapan öğelerden biri. Dünyada tanıdığım bildiğim bütün büyük yorumcular gibi Nilüfer de şarkıyı etiyle kemiğiyle, kanıyla canıyla söylüyor. Yalnız hançeresinden çıkan sesin güzelliği değil mesele. O sese bütün bir yaşamı, bütün bir ruhu yüklüyor. Adeta tapınır gibi bir şarkı söyleme metodu bu. Son albümünde sesi daha da demlenmiş lezzetli bir çay gibi. Ya da hani olgun kırmızı şaraplar vardır. Renkleri o kadar koyudur ki, siyaha çalar ve kadife gibi ağır ağır dökülürler kadehe; işte öyle bir sese kavuşmuş Nilüfer. Ayrıca yeni albümdeki besteleri de çok güzel. Öylesine yapılmış bar albüm değil bu: Ömrünü müziğe adamış bir insanın, yüreğindeki şarkıyı başkalarıyla paylaşması. Kutluyorum.

Bu pazar günü müzikten söz açmak ne güzel değil mi! Keşke her gün bunları yazabilsek. Çünkü yazdığınız yazı, sizin ruh halinizi de etkiliyor. Türkiye’nin giderek içinden çıkılmaz hale gelen ağır sorunlarını yazarken geriliyorsunuz, kalbiniz daha hızlı çarpıyor, bütün günü bu ruh halinde geçiriyorsunuz. Oysa sanat sizi kanatları üstüne alıp, göğün yedinci katına yükseltiyor. Keşke her yazı böyle olsa.