Avrupa Konseyi’nin komisyon toplantıları için yolum sık sık Paris’e düşüyor. Ama bu kez UNESCO için buradayım. UNESCO iyi niyet elçileri her yıl Paris’te toplanıp yapılan işleri ve yapılacakları gözden geçiriyor. Bu yılki toplantıda aramızdan ayrılanlar ve yeni gelenler var. Yeni gelenler arasında Monaco Prensesi Caroline ve otomobil yarışçısı Michael Schumacher dikkat çekiyor. (Aslında Caroline için Monaco değil Hannover Prensesi demek lazım, çünkü resmi sıfatı böyle. Bu mavi kanlıların unvanları karışık) Aramızdan ayrılan ise Catherine Deneuve. Toplantıya geldiğimizde bunu öğrenmek hepimiz için tatsız bir sürpriz oldu ve nedenini sorduk. Anlatılanlar şöyle: Angola hükümeti, UNESCO’ya yeni bir daimi temsilci atamış. Bu kişi silah ticareti ile uğraşan ve birçok tatsız işe karıştığı için Fransa’da yargılanan birisiymiş. UNESCO nezdinde daimi temsilci olunca diplomatik dokunulmazlık kazanmış ve davalarından kurtulmuş. Atama gerçekleştikten sonra da adamı gören olmamış. Catherine Deneuve, bu kişinin atanmasını protesto etmek için iyi niyet elçiliği görevinden ayrılmış. UNESCO yetkililerinin anlattıkları bunlar. Ama yine de Deneuve’e hak vermek mümkün değil. Çünkü daimi temsilciler, hükümetler tarafından tayin ediliyor. UNESCO yönetiminin bu kişileri kabul ya da reddetme hakkı yok. İyi niyet elçilerini ise UNESCO atıyor. Bu grupta da yanlış bir kişiye rastlamak mümkün değil. Bu açıdan Catherine Deneuve’ün protestosu yerini bulmuyor. Bu yılki toplantıların geçen yıllara göre daha verimli geçtiğini söyleyebilirim. Çalışmalar sırasında birçok konu gözden geçirildi ve gelecekteki ortak projeler kararlaştırıldı. Bunlar arasında Afrika’da düzenlenecek ve Afrikalı gençlere burs sağlamak amacıyla katılacağımız büyük bir yardım konseri var. Bir başka önemli konu da dünyada yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kültürel gelenekleri koruma altına almak. Arkadaşlarımın her biri değişik bir geleneği seçmişler. Ben UNESCO adına Küba müziğindeki özel bir gelenek ve Kırgız Manas Destanı’yla ilgilenmeyi üstlendim. Son zamanlarda katıldığım her uluslararası toplantıda bir gerçek ortaya çıkıyor: O da kültürün giderek gerçek yerine oturmakta oluşu. Herkes toplumların oluşmasında kültürün yerini biraz daha derinden kavramaya başladı.