Bu ülkede nice hükümet geldi geçti ama ben her dönemde “kaliteli insanların siyasete girmediği, meydanı boş bıraktığı” yakınmaları duydum. Bu yakınma neredeyse bir slogana dönüşmüş durumda. Osmanlı döneminde de “kahtı rical”den şikâyet edilirmiş. Yani devlet adamı eksikliğinden. Madem Osmanlı’ya kadar gittik, daha gerilere uzanalım ve Eflatun’un ülkeleri kimin yönetmesi gerektiği konusundaki ünlü düşüncelerine de göz atalım. Filozofa göre yönetme sanatını ancak bu işe gönülsüz olan ve paraya pula ihtiyaç duymayan filozoflar becerebilir. Siyaset zor iştir, kolay kolay kimse elini taşın altına koymaz. Hele geliri, itibarı, saygınlığı yerinde olanların bu işe kalkışması, delilik sayılabilecek bir cesaret gerektirir. Çünkü siyasetin onlara getireceği hiçbir şey yoktur ama götüreceği çok şey vardır. Ancak bu topraklara gönül vermiş olmakla açıklanabilecek bir kendine zarar verme hâlidir bu.Ama işte o “gönül verme” yok mu? İnsana her şeyi yaptırır.

Bana hafta boyunca bunları düşündürten, son CHP kurultayı, Parti Meclisi seçimi ve Kılıçdaroğlu’nun duyarlı davranışı oldu. Kemal Kılıçdaroğlu kurultaydan önce, sevgili dostum Necati Yağcı’yı Parti Meclisi’ne davet etmiş, listeye adını koymuş ama delegeler bu değerli ismi henüz tanımamış oldukları için seçimi bir kazaya kurban gitmiş. Bence bu, o kadar da önemli değil. Mesele Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Necati Yağcı gibi bir yeteneği saptayıp onu davet etmiş olması. Bugün olmazsa yarın olur.

Madem bunları yazdım, Necati Yağcı’yı bir iki cümleyle de olsa tanıtmak farz oldu. (Aslında basında geniş bir çevresi var ama o, kendisiyle ilgili yazıları ricayla durduruyor.) Mardin’li bir ailenin çocuğu, ODTÜ mezunu bir mühendis. Dededen, babadan büyük miraslar kalmamış ama o sadece kendi zekâsı ve yetenekleriyle, sıfırdan başlayıp dünya çapında hatırı sayılır bir iş adamı hâline gelmiş. Kültürlü, iki yabancı dile hâkim bir genç adam. Bundan da önemlisi; karşılaştığım yerli yabancı o kadar kişi içinde analitik zekâsı en yüksek olanlardan. Dünyanın birçok ülkesine yayılmış ve çeşitli konuları kapsayan parlak iş hayatı içinde, paranın ve itibarın keyfini sürüp gününü gün edecek yerde, Türkiye’nin dertleriyle dertleniyor, CHP’nin ve Türkiye’nin daha etkin hâle gelmesi için düşünceler, projeler üretiyor, birçok dildeki önemli yayın organlarını izliyor ve sabahlara kadar düşünüyor. ODTÜ sol geleneğinden yetişmiş. Türkiye için çok önemli kalkınma projelerini uluslararası iş adamlığı kimliğiyle, projeci yapısını sosyal ve siyasal sorumululuklarıyla harmanlıyor. Hem de hiçbir çelişkiye düşmeden. “Çelişkiye düşmemesi” bir başka alanda daha kendisini gösteriyor. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine kararlılıkla sahip çıkan bu genç adam, laik dünya görüşünü savunurken, İslam dininin bütün vecibelerini de yerine getiriyor. Bunun örneklerinden birisi, rahmetli babası Fuat Yağcı için Mardin’e yaptırmış olduğu ve bazen TRT’nin mevlid naklen yayınlarını gerçekleştirdiği cami. Necati’nin kişiliğinde Doğu ve Batı, yerlilik ve uluslararası kimlik, laiklik ile hakiki bir Müslümanlık, Anadolu değerleri ile modernite iç içe geçmiş. Bence bu, Türkiye’nin aradığı sentezdir. Kemal Kılıçdaroğlu’nu Necati Yağcı’yı “keşfettiği” için kutlarım. Onun sorumluluk üstlendiği her kurum yükselir ve ileri gider.