Bu ülkede doğdum diye ömrüm boyunca insanların birbirine sövmesini dinlemek zorunda mıyım? Her gün köşe yazarlarının birbirlerine en ağır dille hakaret etmesini okumak durumunda mıyım? Kaderim, birbirinin kanına ekmek doğramak isteyen siyasetçilerin günlük demeçlerini izlemek mi? Sürekli olarak bağırıp çağıran lumpenlere kulak vermek mi? İçinde en ufak bir düşünce, zekâ ya da mizah kırıntısı olmayan yüzlerce yazıya, konuşmaya katlanmak zorunda mıyım? Televizyonları açtığım zaman ya arsız arsız haykırışlara, ar damarı çatlamış konuşmalara, yerli yersiz göbek atmalara dayanmak için gereken gücü nereden bulacağım? İnceliğin, kibarlığın, aklın, sağduyunun kaçacak yer aradığı bu hoyrat ortama nasıl katlanacağım? Bilginin yerine bilgisizliğin, kibarlık yerine kabalığın, dostluk yerine şiddetin, akıl yerine çılgınlığın yüceltildiği bu ortama sinirlerim daha ne kadar dayanacak? Gazeteleri açtığımda, yalan dolan okumaktan bıkmış olan zihnim nasıl dinlenecek? Namuslu insanlara kaybetmiş gözüyle bakıp hırsızları, namussuzları öne çıkaran bu düzene daha ne kadar katlanacağım? Görgüsüz zenginlerin “Uygarlık eşittir para harcamak!” formülüne nasıl sinirlenmeyeceğim? Sokakta birbiriyle dalaşan köpekler gibi, sonsuz bir ısırma, koparma, parçalama hırsına yakalanmış insanları nasıl görmezden geleceğim? Kötülükten beslenen, günlük enerjisini saldırıdan alan bu ortamda, ahlaki değerlerini yitirmeyen bir insan olarak kalmayı nasıl başaracağım?Kutuplaşma isterisine yakalanmış kitlelere nasıl sağduyu çağrısı yapacağım? Kendilerini, toplumdan aşırı derecede yaralanmış Virginia Woolf, Sylvia Plath, Emily Dickinson gibi soylu ruhlarla özdeş sanan ama aslında onların yakındığı en adi saldırganlıkların temsilciliğini yapan çığırtkanlara nasıl sinirlenmeyeceğim? Başkalarının felaketinden zevk alan sadistlere nasıl yurttaşım diyeceğim? Balkonlarda çocuk vuran hayvanlara, ellerine satır almış sokaklarda manda kovalayan yaratıklara, İstanbul sokaklarını lağım kokutanlara ve bunları “demokratikleşme” diyerek gökyüzüne çıkaran entellere nasıl dayanacağım? Bu ülkede ilkel ve kirli olmayan her şeye “elit” damgası vuran sığ kafalılara nasıl cevap yetiştireceğim? Durmadan haykıranların höykürenlerin, küfür edenlerin, müzik adı altında kulaklarımıza tornavida sokanların yarattığı cehennemin, iç dinginliğimi bozmasına nasıl engel olacağım?
Evet, anladınız herhalde! Biraz izin istiyorum sizlerden. Beynim, gözlerim, kulaklarım bir parça dinlensin müzikle, şiirle, edebiyatla, doğayla, dostlukla yani insanın ruhunu iyileştiren nimetlerle bir parça sükûn bulsun diye yazılara kısa bir süre ara vereceğim. Hoşçakalın!
