Şimdi okuyacağınız yazı bir eleştiri değil, özeleştiridir. Eleştiri oklarını, aralarında bulunduğum bir topluluğa yönelttiğim bir görüş belirtmedir.“Biz bize benzeriz!” sözünün içerdiği anlamdan rahatsız olmamın ifadesidir. “Başka türlü olamaz mı?” sorusunun sorulmasıdır. “Dost acı söyler!” özdeyişindeki “dost” olabilme çabasıdır. Bakın ne demek istiyorum.

Bir an gözümüzü kapatalım ve bu ülkede yaşayan bizlerin, daha gelişmiş ülkelerdeki bireylerle değiştirildiğini düşünelim. Bir gecede bizim yerimize, yurttaşlık bilincinin gelişmiş olduğu ülkelerde yaşayan milyonlarca kişi geçmiş olsun. Ne değişir acaba?

Bence bu yeni yurttaşlar hemen bir durum muhasebesi yapar ve kendi çıkarlarına göre örgütlenirler. Sesini yükselten bir sivil toplum çıkar ortaya. Siyasetle, yargıyla ve magazinle ilgili sonu gelmez tartışma ve dedikoduları bırakır, gerçek dertlerine eğilirler. Mesela milyonlarca insan sokaklara dökülüp, kendilerine dünyanın en pahalı benzinini satan hükümetten hesap sorarlar. Dünyadaki petrol fiyatlarını yansıtma sözünün doğru olmadığını, hükümetin halkı dolaylı vergiler yoluyla soyup soğana çevirdiğini ispat edip, benzin zamlarına karşı çıkarlar. Daha sonra İstanbul Yurttaş Girişimi, bütün ciddi bilim adamlarının çok yakın olduğunu dile getirdiği İstanbul depremine karşı örgütlenmeye başlar. İlçe ve mahalle komiteleri kurulur. Devletin yanında yurttaşın da ne yapabileceği okul, hastane gibi kamu binalarının imece ile nasıl sağlamlaştırılacağı, felaket anında kimin hangi görevi üstleneceği konuşulur. Daha sonra milyonlarca yurttaşı temsil eden platformlar bir bildiri yayınlar ve yerel seçimlerde “yaklaşan deprem konusunda ikna edici bir plan sunamayan partilere” oy vermeyeceklerini ilan ederler. Kendilerinden oy isteyen siyasetçilere ekonomik, sosyal, kültürel programlarının yanı sıra deprem konusundaki somut planlarını da sorarlar. Yine seçim öncesi yurttaşlar, seçim yasasında değişiklik yapılmasını şiddetle talep ederler. “Liderin değil kendilerinin seçtiği milletvekili” kavramında ısrarlı olurlar. Meclis’e mahallelerinden, bölgelerinden tanıdıkları, güvendikleri kişileri göndermek isterler.

Daha neler yaparlar neler ama gelin biz bunları saymaktan vazgeçelim. Çünkü yazın bu sıcak günlerinde hem yoruluyoruz, hem de umutsuzluğa düşüyoruz. Bunun yerine “Biz bize benzeriz!” sözünü tekrarlayıp bir dedikodu şehvetiyle devam edelim: “Dünkü grup toplantısında kim, ne demiş? Kim kime nasıl yüklenmiş? Savcıdan hangi bilgiler sızmış? Türkbükü’nde kim kimin yatağına girmiş? Televizyon kanalından kim, kaç lira kazanmış? Nerede yenmiş, nerede içilmiş? Kim kime küfür etmiş? Zenginin malı züğürdün çenesini nasıl yormuş?”

Biliyorum bu yazıdan sizin de benim gibi fena halde içiniz sıkıldı ama kabahat ülkeye bu durumu yaşatanlarda. Yani bizde.