Fazıl Hüsnü Dağlarca “Milletler büyük evlatlarının varlığıyla nefes alırlar“ demişti ya, bu doğru söz, çağlar ve dönemler için de geçerli. İspanyol yazar Jorge Semprún, o belalı 20. Yüzyıl’ın büyük evlatlarından biriydi ve ölümüyle yüzyılın perdesi kapanmaya biraz daha yaklaştı. Büyük bir yazar, büyük bir hümanist ve sapına kadar namuslu bir aydındı. Bu niteliklere sahip olup da toplumsal çalkantılar içinde acı çekmemesine imkân var mı hiç?Yok elbette. Bu yüzden hapis de gördü, sürgün de, eziyet de, hakaret de. İspanya İç Savaşı’ndan ve faşist yönetimden kaçan ailesiyle birlikte Fransa’ya göç etti. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı direniş hareketine katıldı. Yakalandı, Buchenwald toplama kampına gönderildi. Barışa kadar bu kamptaki insanlık dışı eziyetlere katlandı. Federico Garcia Lorca, Pablo Neruda, Nâzım Hikmet, Antonio Gramsci, Elie Wiesel, Pablo Picasso, Yves Montand, Simone Signoret, Bertolt Brecht, Louis Aragon, Paul Eluard, Louis Bunuel, faşist yönetimler tarafından yok edilen ya da ezilmeye çalışılan namuslu sanatçılardan sadece birkaçı.

Semprún gibi 20. Yüzyıl’ın büyük evlatlarının trajedisi büyüktü. Çünkü bir yandan kendilerini ezmek, yok etmek isteyen faşizme karşı mücadele ediyor, bir yandan da komünist partiler tarafından dışlanıyorlardı. Çünkü parti politikacıları, büyük sanatçı yüreklerindeki derin hümanizmi kavrayamayacak kadar küçük muhterislerden oluşuyordu. Kader hiçbir yerde değişmedi. General Franco’ya karşı İspanyol Komünist Partisi’ne katılan Jorge Semprún, 60’larda partiden atıldı. Semprún, diğer birçok sanatçının geçtiği mayınlı araziden geçiyordu ve bu derin yalnızlıkta sığınabileceği tek bir liman vardı: Sanat! Geniş halk kitlelerine otobiyografik eserleriyle, muhteşem romanlarıyla seslendi. İspanya’nın kurtuluşundan sonra bir süre ülkesinin kültür bakanlığı koltuğunu onurlandırdı. Ve salı günü Paris’te 87 yaşında öldü. Arkasından İspanya Başbakanı Zapatero şunları söyledi: “Hepimiz onun kaybından dolayı üzgünüz ve onu saygıyla anmalıyız. Jorge Semprún, Avrupa ve İspanya’nın en iyi demokratlarından birisi olarak tarihte yerini aldı.“ Hayranı olduğum bu büyük yazarın yaşamı, anısı ve eserleri önünde saygıyla eğiliyorum.

VE SEÇİM İki gün sonra oy vereceğiz ama seçmen oyunu hangi ölçütlere göre belirliyor bilemiyorum. İdeolojik olarak mı oy kullanıyor, parti başkanlarına duyduğu sempatiye göre mi? Bu konularda az çok tahminlerimiz var ama parti programlarına göre oy veren bilinçli seçmenin çok küçük bir azınlık oluşturduğunu söylemek mümkün. Bir dostumun gönderdiği ilginç bir anket, çok şaşırtıcı sonuçlar verebiliyor. http://www.oymetrecom/ Yukarıdaki adresi açın ve soruları cevaplayın. Belki tercihlerinize siz de şaşıracaksınız.