Münih’te şişman “tante”lerin kiloluk bira bardakları taşıdığı bir Bavyera birahanesinde, Cem davudi sesi ve annesinden geçen teatral tavrıyla geçmişine dalmış ve babasıyla yaptığı bir tartışmayı anlatmıştı. Sıkı dosttuk o yıllarda. Sonra da aramız hiç açılmadı. Babası genç Cem’in şarkıcı olma isteğine karşı çıkıyor ve diyormuş ki “Meslek doğru evladım doğru da memleket yanlış!” Cem Karaca’yı uğurladığımız bugün düşünüyorum da acaba memleketin doğru olduğunu düşünen genç Cem mi haklıydı, yoksa Türkiye’nin bir sanatçı için yanlış memleket olduğuna inanan babası mı? Gönlüm galiba babadan yana. Baksanıza sanatçılar birbiri ardına kalp krizinden gidiyorlar. 60 yaşını görebilen sanatçı nadir! Çünkü beste yapmak, türkü yorumlamak için çarpan yürekleri, bu kadar sertliğe, bu kadar zulme dayanmıyor, birbiri ardına duruveriyor. Ahmet Kaya Paris’te nokta koyuyor yaşamına; Barış ve Cem İstanbul’da. Sanatçı dediğin, adı üstünde hassas adam; bir ezgiyle savruluveren, yanık bir dize duyduğunda göz yaşlarını engelleyemeyen coşku insanları. Böyle bir kurtlar sofrasına nasıl dayansınlar? Üzerine zımpara sürtülen kabuksuz deniz canlısı gibi işkence altında yaşıyorlar. Bizde ne devlet sanatçıya bir özgürlük alanı tanıyor, ne toplum, ne basın ne de idelojik çevreler. “Vay onu demiş, bunu yapmış, şöyle konuşmuş!” Dedikodu, iftira, suçlama, küfür kıyamet! Sürgün, hapis, mahkeme, yurttaşlıktan çıkarma, basın sansürleri, meyhane dedikoduları. Baskı dönemlerinde vatan haini ilan edilmeler. Bütün bunlara bakınca Cem’in babası haklı gibi geliyor. Bu memlekette iyi katil olunur; devlet adına şerefle kurşun sıkılır, ne kadar gaddarlık yaparsanız ülke sizinle o kadar gurur duyar. Bu memlekette iyi soygun da yapılır: Devleti, belediyeyi soyar ve büyük adam olarak elinizi kolunuzu sallaya sallaya dolaşırsınız. Bu haltları işlerseniz basın da size saygı duyar. Önünüzde ceket iliklenir. Ama şiir, şarkı, türkü, roman, hikâye, sinema falan gibi tehlikeli sulara daldınızsa ömür boyu burnunuzdan fitil fitil getirirler. Sevgili arkadaşım Cem Karaca da bütün bunlardan nasibini alarak göçüp gitti bu dünyadan. Uçakların sesten hızlı gittiği bir dönemde, hâlâ sesin namusunu korumaya çalışırken yüreği duruverdi. Nur içinde yatsın. Onu çok özleyeceğim.
