Demiryoluna yakın oturan insanlar vardır: Önceleri, her gece yarısı treni uyandırır onları. Trenin makas değiştirmesi ve çığlık çığlığa düdüğü kulaklarında yankılanır. Bir süre sonra duruma uyum gösterirler. Ne üç treni bozar artık derin uykularını ne de sabah beşte geçen ekspres. Alışmışlardır. Aynı durum okyanus kıyısında yaşayanlarda da görülür. Sıradan bir ziyaretçiyi yatağından düşürecek olan gece fırtınaları, ev sahiplerinin mışıl mışıl uykularını etkilemez. Alışmışlardır.
Biz ne demiryolu kenarında oturuyoruz ne de okyanus kıyısında. Ama ülkenin bir bölümünü kana boyayan bir savaşın içindeyiz. Olağan yaşamını sürdüren bir ülkede bir gün aniden elli kişi öldürülse, yollar kesilse, gazetelerin dağıtımı yasaklansa ve eğitim dursa şok etkisi yapar ve herkes birbirine sorar “Ne oluyoruz? Nereye gidiyoruz böyle?” Ne var ki bu duruma yavaş yavaş gelinirse, her gün ölü sayısı artarsa, cinayet haberleri “sıradan haber” durumuna düşerse insanlar etkilenmez. Gündelik yaşamlarının kaygıları ve sevinçleri arasında yuvarlanıp giderler. Çünkü alışmışlardır.
Türkiye’deki televizyon eğlencelerine, haftalık dergilerin “sosyete” sayfalarına baktığınız zaman, bu ülkede bir savaş yaşandığına inanmanız zordur. Böyle bir savaşın, kanın, vahşetin izi bile yoktur bu medyalarda. Oysa bugün Anadolu’nun her tarafında “ vadesiz ölüm”le göçüp gitmiş gençlerin cenaze törenleri yapılıyor. Tabutlara kapanan ana babaların feryadı, TV yarışmalarının çığırtkan haykırışlarında yitip gidiyor. “Ateş düştüğü yeri yakar” derler. Doğrudur. Bugün ateş Ankara’da oturanları yakmıyor, İstanbuldakileri de. Güneydoğu’da öğretmenlik yapanı yakıyor, askerlik yapanı yakıyor.
Bu savaş durdurulmalı! Hangi yolla olursa olsun bu savaşın, bu kardeş kavgasının önüne geçilmeli. Bugüne kadar uygulanan “asarım- keserim” politikasının sonuçlanı tartışılmayacak kadar açık bir biçimde ortada. Türk devletinin geleneksel tutumu olan bu politika, PKK’yı küçülttü mü, büyüttü mü? Bu politikalar, Güneydoğu halkının tercihlerini hangi yönde yoğunlaştırdı? Halk, on yıl önce ne diyordu, bugün ne diyor? Bugün Türkiye’nin, Güneydoğu’da eğitim yapamaz, geceleri güvenli ulaşımı sağlayamaz ve gazete dağıtamaz hale gelmesinde bu politikaların hiç mi rolü yok? Bu sorulara dürüst ve içten cevaplar verilmesi, sorunun çözülmesi yönünde ilk adımı oluşturacak. Çünkü bir politika ya doğrudur, ya yanlıştır. Son on yılın olayları ve bugün gelinen nokta, uygulanan politikaların başarısız olduğunun yeterli kanıtı değil mi?
