Van faciasının bir kez daha yüzümüze çarptığı gerçek, Türkiye’nin bir felaketler ülkesi olduğu. Evet, deprem bir doğal afet ama can kaybını artıran ve eksilten şey insan faktörü. Eğer bu deprem Erciş köyleri gibi tenha yerlerde değil de İstanbul’da olsaydı felaket ne boyutlara gelirdi acaba?
Ortalık kan gölü. Binlercemiz trafikte can veriyor; mayınlarla, Kalaşnikoflarla parçalanıyor, binlerce kadınımız erkekler tarafından öldürülüyor, yine binlercemiz çürük binaların yıkıntıları altında kalıyor. Eğer zehirli gıdaları, hayatımızı sarmalayan kanserojen maddeleri de eklerseniz bu ülkenin bir can pazarı olduğunu görürsünüz. Hiç kimsenin yaşama garantisi yok, hatta bu koşullarda yaşamak mucize. Peki ama niye böyle? Bizi depremde, trafikte, kadın erkek ilişkilerinde Japonya’dan, Almanya’dan, İngiltere’den, İsveç’ten, Singapur’dan ayıran ne? Bu temel soruya cevabım şudur: Ayna Devlet, toplum, medya olarak aynaya bakmayı sevmiyoruz. Hatta iyi niyetle bize gerçek yüzümüzü göstermeye çalışanlara kızıyoruz. Korkunç gerçekleri, bir hamaset-cehalet-atalet üçgenine hapsediyoruz. Öyle olmasa şu soruları sorardık kendimize:Bundan 1500 yıl önce Ayasofya’yı inşa eden mimarlar depreme karşı özel bir harç kullanırken, bunca çürük binayı yapan, yetmiyormuş gibi bir de kolonlarını kesen ahlaksızlara ne gibi bir yaptırım uyguladık?
Donanma merkezini, Gölcük’te fay hattı üstüne kurduran kafaları niye sorgulamadık?
1999 depreminde can veren binlerce yurttaşımızın hesabını niçin, sahtekâr yap-satçılardan sormadık?
Karadeniz otoyolunun bozduğu topografik yapı yüzünden her yıl insanlar sellerde can verirken, bu proje ile trilyonları cebe indirenlerin yakasına niçin yapışmadık?
Böyle bir deprem toprağında her yeri uyarı sistemleriyle döşemek yerine paraları lüks uçaklara, lüks otomobillere harcayan siyasilere niçin bir soru bile soramadık?
Seçimlerde oy kullanan yurttaşlar olarak siyasi partilere “Depremle ilgili planın projen nedir?“ sorusunu niçin yöneltmedik? Çoluk çocuğumuzun canı, siyaset starlarının kapışmasından daha mı önemsizdi?
Bu soruları sonsuza kadar uzatabilirsiniz ama bir faydası olmaz. Hem yöneticiler cevap vermez hem de biz toplum olarak aynaya bakmaktan hoşlanmayız. Her bayramda beş yüz kişiyi kaybetmeye, her gün kadınların hunhar biçimde öldürülmesine, her depremde yıkıntılar altından ceset toplamaya alışmışız biz. Toplum olarak reaksiyon vermiyor, bunun yerine ekran karşısına geçip aval aval bir oğlanın bir kızı öpmesini bekliyoruz. Dizilerdeki tek bir öpüşme sahnesi, ülkenin gerçeklerinden milyon kere daha önemli bizim için. Bunun yüzden Kandilli, Kandil ve fener (deniz feneri) gündeminde boşu boşuna ışık arar dururuz. Çünkü o klişe doğrudur: Biz bize benzeriz. İkinci klişe de doğrudur: Her halk layık olduğu biçimde yönetilir. Ve süt neyse kaymak da o olur. İşte süt de budur.
Vanlı dostların çektikleri ızdırabı içimde duya duya yazdım bu satırları. Ölenlere rahmet, kalanlara sabır dilerim.
