Tarihte yer tutan ve çok önemli bir başlangıcı işaret eden günleri, diğer günlerden ne ayırır?
Hiçbir şey!
İster dünya savaşının başlangıç günü olsun, ister bir devrimin ilk fitili ateşlen- sin; insanlar yine gündelik işlerini yapar, geçim kaygıları, kişisel kavgalar, sevgiler, umutlar ve umutsuzluklar arasında yu- varlanıp giderler.
Bütün bir 20. yüzyıla damgasını vura- cak Sovyet Devrimi günlerini laboratua- rında çalışarak geçiren ve hiçbir şeyden haberi olmayan bilim adamı gibi.

Biz de "uzak savaş"ı ekranlardan iz- liyor ve gündelik işlerimizle boğuşu- yoruz ama galiba bu sefer tek tek hepimi- zin hayatını değiştirecek bir tarihsel dö- nemle karşı karşıyayız.
Okyanus kıyısında deniz kabuğu top- layarak oyalanırken, açıklarda oluşan dev bir dalga büyüye büyüye üzerimize doğru gelmekte.
İçimdeki his tamamen bu.

ABD ile Bin Ladin arasındaki kanlı satrancın ilk iki hamlesi "Arap açılı- şı" idi.
Ahmet Şah Mesut öldürüldü, iki gün sonra Amerika vuruldu.
Amaç Amerika'yı Afganistan'a saldırt- mak ve global bir Hıristiyan - Müslüman çatışmasının fitilini ateşlemekti.
Amerika bu açılışa iki hamle ile cevap verdi: El Kaide'nin ekonomik çıkarlarına darbe indirdi ve oluşturduğu koalisyonun onayıyla Afganistan'ı vurdu.
Şimdi hamle sırası yine Bin Ladin'de.
Ahmet Şah Mesut'un öldürülmesiyle, New York - Washington saldırıları arasın- daki kıldan ince ilişkiyi hesaplayan beyin, mutlaka oyunun bundan sonraki hamle- lerini de belirlemistir.
Amerika ya da müttefiklerine karşı gi- rişilecek bir biyolojik, kimyasal ya da nükleer saldırı, insanların kör bir öfke içi- ne yuvarlanmaları sonucunu doğurabilir.
Bu da Usame Bin Ladin'in en çok is- tediği şey.
İstiyor ki Batı öfkelensin, gözünü kan bürüsün, daha çok Müslüman öldürsün ve sonunda dünya çapında bir Hıristiyan - Müslüman savaşı çıksın.
Bu yüzden daha önce hazırlayıp, Amerikan operasyonu sonrasında yayın- lanmasını sağladığı konuşmada dünya- daki her Müslümanı ayağa kalkmaya ve "zalim orduları Muhammed'in top- raklarından kovmaya" çağırıyor.
Bu çağrının cevapsız kalmayacağını düşünüyorum.
Filistin'den başlamak üzere dalga dal- ga yükselen bir İslam başkaldırısı günleri- ne doğru gidiyoruz.

Bush'un ve Blair'in yatıştırıcı sözleri bu yangını söndürmeye yetmez.
Çünkü İslam'dan "büyük din" diye söz etseler bile, dünyanın en yoksul İslam ülkesi bombalanıyor. Güzel sözle bu ger- çek değiştirilebilir mi?
Korkarım ki satrancın ileri hamleleri, gözlerimizi şaşkınlıktan yerinden uğrata- cak.