Karen Fogg Türkiye'nin şaşırtıcı bir ülke olduğunu söylemiş.
Aynı fikirdeyim. Bizi bile hâlâ şaşırtmaya devam ettiğine göre varın yabancılara nasıl göründüğünü tahmin edin.
Bu ülkeyi belli ölçülere, klişelere oturtmak zor.
Mesela, son zamanlardaki kitap satışlarına bakınca şaşırmamak elde değil.
Bir yandan ekonomik kriz vuruyor insanları, en zorunlu maddelerin bile satışı düşüyor ama romancıların yeni kitapları inanılmaz satış rakamlarını zorluyor.
Son olarak Buket Uzuner'in romanı da başdöndürücü bir hızla piyasaya girdi.
Daha önce Orhan Pamuk ve Ahmet Altan'ın ulaştığı müthiş rakamları biliyorsunuz.
Şu Türkiye gerçekten ilginç bir ülke.
Kim derdi ki bu kadar derin bir kriz döneminde ve popüler kültürün ağır tahribatı altında, böyle bir roman patlaması yaşanacak.
Gerçi insan, Yaşar Kemal'in İnce Memed romanının, yayınlandığı günden bu yana bir milyondan fazla satmış olduğunu düşününce bu işin önemli bir temeli olduğunu da kavramıyor değil.
★★★
Aslında sadece roman alanında da değil bu canlılık.
İstanbul'la Hakkari ve Diyarbakır arasında kültür köprüleri kuruluyor, İstanbul ve Antalya Festivalleri devam ediyor, biennaller, sergiler birbirini izliyor; Tarih Vakfı onuncu yılında çalışmalarını daha da ileri noktalara taşıyor.
Yıllar boyunca adını ağza almak için bile bedel ödettirilen Nazım Hikmet şiiri, devlet tarafından Fazıl Say'a beste olarak ısmarlanıyor, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve TRT gibi kurumlar bu işe katkıda bulunuyor.
Kısacası gerçekten şaşırtıcı ve güzel işler oluyor bu ülkede.
★★★
Ama bu arada Meclis de kendi çizgisinde ilerliyor.
Dünkü gazetelerde, yazarların çoğu milletvekillerinin maaş artışını eleştiriyordu.
Bu artış, ekonomiye zarar verecek boyutta değil elbette ama simgesel anlamı büyük.
Ben yine de bu maaş zammına fazla takılmadan yeni Anayasa'nın Türkiye'ye neler kazandırdığına bakmak gerektiği kanısındayım.
Arkadaşlarımızın çoğu maaş zammı yüzünden Anayasa değişikliğinin köşk tarafından meclise geri gönderilmesi ya da referanduma gidilmesinin doğru olacağını düşünüyorlar.
Bence bu, imama kızıp oruç bozmak demek.
Anayasa değişikliğinin şu ya da bu nedenle gecikmesinin bedelini biz öderiz; hem de maaş zammından çok daha ağır biçimde.
Çünkü eksik de olsa bu değişiklik bizi Avrupa Birliği'ne bir adım daha yaklaştırmak gibi yaşamsal bir işleve sahip.
Keşke imza koyduğumuz uluslararası anlaşmalarla ilgili hüküm de değiştirilebilseydi.
Evrensel hukuk kurallarının geçerli olması ve yöneticilerin dışarıya ayrı, içeriye ayrı standart uygulamasının da önüne geçilebilirdi.
Ama dediğimiz gibi; anayasa değişikliği bu haliyle bile bir kazançtır.
