İstanbul’un çirkinliklerini örtüyor kar; bembeyaz bir yorgan gibi ayıplarımızın, günahlarımızın, kabalıklarımızın, hoyratlıklarımızın üstünü kapatıyor. Bakıyorsunuz; sıvasız binalar, birer hırs abidesi olarak dikilmiş beş katlı kaçak, çarpık yapılar masalsı bir atmosfere bürünmüş. Geceleri küçük çocukların alınıp satıldığı, mafya cinayetlerinin, hırsızlıkların, kapkaçın normal insanlara soluk aldırmadığı şehir, beyaz bir gelinlikle masumiyet perdesinin altına gizlenmiş. Keşke düşüncelerimizi ve ruhlarımızı da böyle bir kar örtüsü altında masumiyet görüntüsüne büründürebilseydik. İnsanların gem vurulamaz hırsları; aklın, namusun, dürüstlüğün önüne geçen azgın hezeyanları, sağduyuyu yerle bir eden kıskançlıkları da beyaz bir gelinlik altına gizlenebilse. Tek bir günlüğüne bile olsa; dingin, efendi, huzurlu, hakbilir bir düşünce yaşamına kavuşsak. Ruh iklimimiz görünüşte bile olsa temizlense, arınsa. Kişisel hırsların, kıskançlıkların, küçük adam komplekslerinin kararttığı dünyamız bir tek günlüğüne aydınlanıverse. Düşüncelerimize ve ifade biçimlerimize kar yağsa. Türkiye’nin düşünce ikliminin de “lümpen” olduğu gerçeğini bir tek günlüğüne unutuversek. Yazanların, çizenlerin her şeyden önce kendilerine, daha sonra da gerçeğe saygılı olmalarını sağlayabilsek. Bir tek günlüğüne küçük kıskançlıklarının, yüreklerini bunaltan hırslarının önüne geçmeyi başarsalar. “Bugün yalan söylemeyeceğim, gerçeği içimden gelene duygulara göre çarpıtmayacağım, eğip bükmeyeceğim” deseler… Çok mu şey istiyorum? Belki! Ama senede bir gün bile buna hakkımız yok mu? Lumpenlik bu ülkenin tek ölçüsü olmaya devam mı edecek?