Ülkelerin tarihinde çok önemli dö-
nüşüm noktaları vardır. Belki için-
de yaşayanlar, gündelik gelişmele-
rin sıcaklığı içinde bunu farketmez ama ile-
rideki kuşaklar tarafından o tarihin "dö-
nüm noktası" niteliği bütün açıklığı ile
görülür: Üzerine kitaplar yazılır, doktora
tezleri hazırlanır.
Türkiye de bugünlerde böyle bir döne-
mece geldi.
21. yüzyılımızı şekillendirecek
olan kararlar bugünlerde alınıyor.
Tarihin acı deneylerle öğrettiği gibi, ül-
kelerin kaderleri, o sırada iktidarda olan
birkaç politikacıya bırakılamayacak kadar
ciddi bir iş.
Bu bakımdan biz halk olarak bu döne-
meci tartışmalı ve kararımızı vermeliyiz.

★★★

Bin yıllık Batı'ya yürüşümüzün son hal-
kasına vardık.
Anadolu'ya geliş, Bizans toprak-
larını ve kentlerini ele geçirme, Bal-
kanlar'a yayılma, Viyana Seferi, Tan-
zimat Fermanı ve Cumhuriyet'in Batı
uygarlığı ile diyaloga geçmesi evrele-
ri bugün, küreselleşen dünya ile bü-
tünleşme aşamasına ulaştı.
İletişim çağı, tek başına bir ada olarak
yaşamamıza olanak sağlamıyor.
Ekonomimiz dünyaya bağlı; IMF ve
Dünya Bankası'na bağımlı. OECD,
Türk ekonomisinin zayıf ve gölgeli yanları-
nı inceleme altına alıyor. Uzakdoğu hapşır-
sa biz nezle oluyoruz.
Demek ki ekonomik açıdan, "mutlak
bağımsızlık" konumunda değiliz.
Gittikçe saydamlaşan dünya ekonomi-
si bizi de temizliyor, gölgeli noktalardan
arındırıyor ve dünyaya entegre ediyor.

★★★

Ekonomik olarak kıskıvrak bağlandığı
mız bu ortamda, bazı iktidar odakları,
bu bağımlılıktan hiç söz etmeden Türki-
ye'nin önüne başka seçenekler koyu-
yorlar.
Bu modele göre, Türkiye eko-
nomisi bağımlı olmaya devam
edecek ama kültürel ve politik
açıdan kendisini Batı dünyası-
nın standartlarından koparacak.
Azımsanmayacak sayıda milletve-
kilinin Meclis'e sunduğu önerge ka-
bul edilirse; Türkiye'de yabancı dille
eğitim yapan kurumlar yasaklanacak
ve sadece Türkçe eğitim verilecek.
İnsan hakları ve kültürel haklar
konusunda Kopenhag Kriterleri'ne
uyulmayacak.
Türkiye, Avrupa Birliği'ni hasım ola-
rak kabul edecek ve bu birliğe dahil olmak
için yapılan hazırlıklardan vazgeçecek.
Soğuk Savaş'ın bittiği ve komünist uy-
gulamaların ortadan kalktığı bir dünyada,
geçmişe dönük bir anti-komünist mücade-
le yürütülecek.
Sonuçta Türkiye içine kapanacak.

★★★

Bu görüşlerinden dolayı DSP ve
MHP'yi suçladığım sanılmasın.
DSP ve MHP yasal siyasi partiler ola-
rak görüşlerini açık açık dile getirme ve
bunların propagandasını yapma özgürlü-
ğüne sahiptir.
Bu açıdan yadırganacak birşey yok.
Yalnız, dünyanın dönüşünü ve saatin
tik-taklarını durdurmak mümkün değil.
Bu iki partiyi, oy vererek iktidara getir-
miş olan geniş halk kitleleri, Avrupa'dan
kopartılmaya ve Avrupa Birliği idealine
veda etmeye hazırlar mı?
Bilinçli bir tutumla bu seçimi yapıyorlar
mı?
Sayın Ecevit'in 1970'lerde karşı çıktı-
ğı ve bu yüzden elimizden kaçırdığımız Av-
rupa Birliği üyeliğini bu sefer de elimizin
tersiyle itmemize razılar mı?
Hepimiz kendi kendimize bu soruları
sormalı ve cevaplarını net olarak vermeliyiz.
Çünkü çocuklarımızın kaderini etkile-
yecek bir yol ayrımı söz konusu.
Ya ulusal onurumuzu, haklarımızı ve
kimliğimizi koruyarak modernleşecek ve
Avrupa Birliği'nin şerefli bir üyesi olacağız,
ya da dünyada giderek yalnızlaşan ve
"bütün dünyayı kendisine düşman
sayan" bir zihniyetin esiri olarak, düşe kal-
ka yolumuza devam etmeye çalışacağız.
Bu karar geleceğimizi ve çocuklarımızın
kaderini belirleyecek.
Bu yüzden, lütfen şapkamızı önümüze
koyup düşünelim.