Azerbaycan gezimiz yorgun ama mutlu bir biçimde bitti. Türkiye saatiyle sabaha karşı dörtte beni otelden alıp havaalanına götürme nezaketinde bulunan Vergiler Nazın Fazıl Mammedov ‘un gösterdiği konukseverliği anlatmam olanaksız. İki günlük gezi boyunca beni bir saniye yalnız bırakmadığı gibi bir de sabah havaalanına götürmek için ısrar etti. Ne kadar yalvardıysam da dinlemedi. İki gün boyunca Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve eşi Mihriban Aliyeva’nın eşsiz konukseverliğinin tadına vardık. UNESCO’daki arkadaşlarımızla birlikte konserlere gittik, ilginç bölgelerde gezdik. Ve ben, pasaportla gittiğim bir ülkede ana dilimi konuşabilmenin mutluluğunu her saniye iliklerimde hissettim. Kültür ve dil ne kadar önemli bir şey; ana sütü gibi. Elbette konuşma yaparken ve televizyon gazete görüşmelerinde lisanımı biraz Azericeye benzetmeye gayret ettim. Mesela “Goodwill Ambassador” yerine, ‘e’ harflerini biraz geniş vurgulayarak “Hoşmeramlı Sefir” dedim. Mihriban Aliyeva’dan “Azerbaycan’ın baş hanumu” diye söz ettim. UNESCO’dan konuşurken; bilim, eğitim ve kültür kuruluşu değil, “Elim, tahsil ve medeniyat teşkilatı” dedim. Uluslararası Kültür Mirası’nı “Beynelhalk irs” diye çevirdim. İlham Aliyev’den Azerbaycan Respublika’sının presidenti hörmetli Aliyev olarak söz ettim. Unesco Genel Direktörü’ne ise YUNESKA Başkatibi demeyi öğrendim. Bakanlara Cenap Nazır diye hitap ettim. Ve iki günde bu lisana alıştım. Osmanlılar gibi “beli” bile demeye başladım. Herhalde günümüzün Azerileri, Osmanlılarla çok daha kolay anlaşırlardı. Çünkü lisanları Sovyet işgali altında bile bozulmaya uğramamış. Biz ise o kadar çok kelime uydurmuşuz ki kökten iyice kopmuşuz artık.
Azerbaycan, neft (petrol) gelirleri ve akıllı idaresiyle, bölgenin en müreffeh ülkesi. Kabinenin çoğu ile iki gün geçirince, bakan kalitesini kıskanmadım desem yalan olur. Çünkü bakanlar bizdeki gibi siyaset yoluyla tırmanarak meclisten değil, liyakat esasına göre dışarıdan seçilmiş. Bu yüzden her bakan konusunun uzmanı. Parti ve milletvekili baskısı altında olmadan iş görebiliyorlar. Kültür Bakanına “Medeniyat Nazırı” diyorlar ve bu görevi 17 yıldır yürüten sevgili dostum Polat Bülbüloğlu, aynı zamanda önemli bir müzisyen. UNESCO heyeti olarak, başta Genel Direktör olmak üzere bu ülkede gösterilen sevgiden neredeyse sarhoş bir biçimde ayrıldık. Bence Azerbaycan bu işbirliği ve imzaladığı anlaşmalarla büyük bir adım attı. Dede Korkut’tan makam müziğine kadar UNESCO açısından artık Türk kültürünün büyük muhatabı Azerbaycan’dır. Mihriban Aliyeva müthiş bir iş başardı. Bu yazıyla kendisine, Fazıl Mammedov’a, Polat Bülbüloğlu’na ve Azeri basınına teşekkür etmek istiyorum. Bize kardeş toprağında unutulmaz günler yaşattıkları ve kültürümüzü dünya çapında yücelttikleri için.
