“Kartal kartalla uçar, karga kargayla“ hikmetli sözü, sanıldığından çok daha önemlidir. Mesele sadece iki kuş arasındaki boyut farkı değil, birbirlerini kavrayamamaları, ayrı dünyalara ait olmaları. Belki kartal kargayı önemsemiyordur, kayda değer bulmuyordur ama bundan daha da önemlisi karganın, kartalı anlayamaması, o büyüklüğü, keskin görüşlülüğü, azameti sezememesidir. Çünkü o, ancak başka bir kargayla kıyaslayabilir kendisini. Frekansı o kadarını görmeye izin verir. Kartalın hacmi ve kapasitesi onun görüş ve kavrayış alanının dışındadır. Topluma baktıkça, kartal ve karga özelliklerini taşıyan insanlar görüyorum; tabii kargaların daha çok, kartalların daha az bulunduğunu unutmadan. Her zaman olduğu gibi kartallar yine tek başına uçuyor, kargalar ise sürü hâlinde. Kartalların uçmak için yaratılmış dev kanatları yeryüzünde yürümesine engel oluyor, toprağa sürtünerek yalpalamasına yol açıyor; çünkü onun mekânı gökyüzü. Karga ise fazla yükselmediği yeryüzünde rahat, hem de çok rahat. Kargaya benzeyenler ancak kendi düzeylerindeki düşünceleri, sanat üretimlerini, politikaları, müziği, filmi, resmi kavrayabiliyorlar. Düzey biraz yükseldi mi onların görüş açılarından çıkıyor. Kötü niyetten değil, gerçekten anlayamıyorlar. Ortalama medya frekansına denk düşen (ve genellikle insanı utançtan önüne baktıracak kadar rüküşlük yapan) isimler çok seviliyor, çok tutuluyor. Bu düzeyin üstü ise dudak bükmeyle karşılanıyor; anlaşılmaz, karmaşık, zor hatta ukala olarak algılanıyor. Çünkü kargalar, engin gökyüzüne kanat açan kartalları algılayacak bilgi, görgü, zekâ ve birikimden yoksun. Kendi düzeylerinin üstüne kuşkuyla bakıyorlar. (Bu arada ‘ukalâ’nın akıllılar demek olduğu yani akıllı kelimesinin çoğulu olduğunu hatırlatalım. Ne garip değil mi; bilge demek olan abdal sözcüğünü aptala, akıllıları da ukala diyerek aşağılayıcı bir anlama büründürmüşüz. Bence toplumun kodları bu anlam kaymalarında yüklü.) Dünya edebiyatı, genel olarak hayvanlarla özel olarak da kuşlarla çok ilgilenmiş. Kelile ve Dimne, Faki-i Teyran (Uçanların fakihi), Simurg efsanesi, Batı’da phoenix denilen Zümrüd-ü Anka, Lafontaine hikâyeleri, fabllar, masallar kuşlara merak salmış kişilerin verdiği eserlerin ancak birkaçı. Anadolu halk şiirinde de kuşlar çok önemli. O kadar önemli ki; bizim bir makaleyle anlatmaya çalıştığımız konuyu üç beş dizeyle çarpıcı bir biçimde aktarma yeteneğine sahip isimsiz ozanlar yetiştirmiş. Bir türküde kartal şöyle anlatılır: “Yüce dağ başında bir ulu kartal / Açmış kanadını dünyayı örter.“ Başka bir türküde de Köroğlu’nun ağzından şöyle seslenilir:“Köroğlum der ki kalmışım naçar (çaresiz) / Serçenin gönlünden şahinlik geçer / Şahini görünce ormana kaçar/ Gider tenhalarda kahraman olur.“
Madem elimiz değdi hadi bir güzel türküyü daha analım: “Gübreliğe inip kalkan kargalar / Has bahçede gül kadrini ne bilir!“ Evet; ne bilir!
BÜYÜK ACILAR
Son zamanlarda yine büyük trajediler yaşıyoruz. Sayın Rektör Fatih Hilmioğlu ‘nun sevgili oğlunu kaybetmesi ve gündüz cenazeye, gece cezaevine götürülmesi akıl almaz bir zulüm. İnsan olanın yüreği dayanamaz buna. Sabırlar diliyorum. Geçenlerde evlat acısı yaşayan bağrı yanık Sırrı Sakık’ın, Hilmioğlu’nun cenazesine katılması ve bir an önce “özgürlük” dilemesi ise bir insanlık örneği. Müşfik Kenter, Neşet Ertaş, Erol Günaydın, Berkant, Halil Karaduman’ımızın ve “vakitsiz ölüm”lerle dünyaya veda eden evlatlarımızın anıları ve ailelerinin acıları önünde saygıyla eğiliyorum, yas tutuyorum. Fazıl Say’ın bir tweet yüzünden yargılanması karşısında ise utanç duyuyorum. Kalbim onunla birlikte.
