Binlerce yılın anlatı birikimiyle; “prenses” denildiğinde insanların gözünde, güzel, genç, zarif, peri masallarından çıkıp gelivermiş ve her an oraya dönecekmiş duygusu veren bir kız belirir. Sanki gündelik hayatımıza dahil olmayan bir hayaldir bu. Dünyanın neresinde olursa olsun insanlar prensesleri sever. Bugünlerde Türkiye’yi ziyaret eden İsveç Prensesi Victoria da bu hayaller ve düş dünyalarıyla karşılandı. Napolyon’un generallerinden Kont Bernadotte’un ve Demirbaş Şarl’ın torunu olan Victoria, prenses sıfatını hak eden bir zarafetle Türkiye’de yıldız tozlarından hoş bir iz bırakarak gitti. 2001 yılında yayınlanan “Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm” romanında Prenses Victoria’dan da söz etmiştim. İntiharın eşiğinde olan Japon politik mülteci Yoriko, Stockholm dışındaki ormanlarda dolaşırken Kraliyet ailesine ve Prenses’e rastlıyordu. Victoria’nın ziyareti dolayısıyla bu bölümü sizlere aktarmak istedim: “Dizlerine kadar karlara bata çıka yürüdüğü saray ormanında önce insan sesleri duydu, sonra ağaçları geçince ömrü boyunca gördüğü en güzel ve en şaşırtıcı rüyayla yüz yüze geldi. Kraliyet ailesi oradaydı. Kral, Kraliçe ve küçük Prenses. Hepsi de parlak renkli şık anoraklar giymiş, eldiven takmış ve başlarına yün şapkalar geçirmişlerdi. Kral, çocuklarıyla kartopu oynuyor ve minik kızının kendisine top isabet ettirme çabasının ardından onu yalancıktan kovalıyor, yakalayınca da kucaklayarak kaldırıyor, havada bir iki kere çeviriyor ve öpüyordu. Kraliçe Sylvia mutlu gözlerle izliyordu bu tabloyu. Hanedan, sıradan bir aile gibi masum kış eğlencelerine kaptırmıştı kendini. Kraliçe’nin eliyle kendisini çağırdığını gördü ve büyülenmiş gibi ona doğru yürüdü. Yanlarına gelince içgüdüyle eğildi, Japon usulü selamladı Kraliyet ailesini. Zarif Kraliçe omzuna dokunarak onu doğrulttu ve elini sıktı. Yoriko, Kraliçe’nin eline değmiş olan eline bir mucizeye bakar gibi baktı. Sonra bir üzüntü bıçağı girdi yüreğine. Kraliçenin elini gevşek bir fugu balığı jölesi gibi tutmuştu. Geleneğinde el sıkışma olmadığı için, insanların elini kavraması gerektiğini bir türlü hatırlayamıyor ve pelte gibi bırakıveriyordu parmaklarını. Ama Kraliçe hiç kızmamışti. Her ayrıntısını ezbere bildiği güzel, kahverengi gözlerinde derin bir şefkat ve iyilik okunuyordu. Ona günaydın diyor ve hatırını soruyordu Kraliçe Sylvia. Sonra kızına konuğu selamlamasını söyledi. Küçük Prenses daha yeni öğrendiği reveransla Yoriko’yu selamlamaya çalışırken karların üstüne kıç üstü düşünce yüzünde sonsuz bir hayret ifadesi belirdi, alt dudağı ağlayacakmış gibi büzüldü ama ailenin kendisine kahkahalarla güldüğünü görünce o da gülüp el çırpmaya başladı. Yoriko neredeyse sevinçten ağlayacaktı. Prenses ona reverans yapmıştı.”