Türkiye'de yetenekli bir insan olmak
dünyanın en zor durumlarından biri-
dir.
Çünkü dünya Türkiye'ye aldırmaz; göz
önünde bir yer değildir. Bu ülkede başarılı
olmanız beraberinde dünya başarısı getir-
mez.
Yurtta ise herkes yetenekli adamı ya da
kadını çelmelemeye, yolunu kesmeye çalışır.
Sıradan biraz öne çıkanın kafasını kopar-
mak üzere hesaplar yapılır hep.
Yetenek törpülenir, korkutulur, sindirilir.
★★★
Türkiye'de yetenekli olmak, bir dükkanın
katındaki kasaya kilitlenmiş mü-
cevher olmaktan öteye geçmez.
Kimse görmez o mücevheri, kimse değe-
rinden haberdar olamaz.
Çünkü vitrinde değildir.
Vitrini dolduran mücevherler, onun ka-
dar değerli olmasa bile göz önündedirler.
★★★
Cuma gecesi, insanın içini kezzap gibi ya-
kan bu gerçeği bir kez daha düşündüm.
Çünkü o gece Broadway'deki Town
Hall salonunu dolduranlar üç kez ayağa
kalktı: Alkış için...
Konserden sonra dünya müzik endüstri-
sine hükmedenler bizim müzisyenlerin yete-
neğini konuşuyorlardı.
"O ne orkestra!" diyorlardı."O ne
enstrüman hakimiyeti! Böylesi çok az
görülür."
Dünyanın en önemli caz gitaristlerinden
Al Di Meola, Leylim Ley'de Halil Kara-
duman'ın kanunuyla bir düete girişti.
Böyle bir ziyafeti kelimelerle anlatmaya
olanak yok. Dinlemeniz gerekiyor.
Ama Al Di Meola bütün dünyada tanı-
nıyor, 10 milyon plağı satılmış.
Halil Karaduman ise bodrum katında
ki kasaya kilitlendiği için ne Türkiye'de de-
ğeri bilinmiş, ne de dünyaya yayılmış.
Çünkü o bir Türk.
★★★
Ferhat Livaneli, klasik müzik eğitimíní,
geniş kitlelerin beğenisiyle buluşturan
olağanüstü düzenlemeleri ve klasik gitar tek-
niğiyle Arif Mardin başta olmak üzere her-
kesin hayranlığını kazanıyor.
Ama o da bir Türk.
Onun da değeri bilinmiyor.
Klarnette Göksun Çavdar'ın, bağlama-
da Erdal Akkaya'nın da öyle.
İyi ki Ahmet Ertegün ve Arif Mardin
genç yaşta New York'a gelmişler de çeşitli
alanlardaki yetenekleri değerlendirilmiş.
★★★
Bu kader, sadece müzikle sınırlı değil.
Yazarlarımız, ressamlarımız, müzisyenle-
rimiz, bilim adamlarımız, şairlerimiz dünya-
nın en iyi korunan sırrı gibi saklı tutuluyorlar.
Türkiye'nin yetiştirdiği dünya çapındaki
kadrolar, hem içerdeki çapsızlarla hem de
dünyanın ilgisizliğiyle çarpışmak zorundalar.
Ancak bir vesileyle vitrine çıktıkları za-
man değerleri anlaşılıyor.
★★★
New York konserinden sonra da değerli
müzisyenlerimiz boş durmadılar, iki kaşın
arasında bir plak kaydına bile girdiler.
Arif Mardin de kendileriyle çalışmak is-
tediğini belirtti.
Ne yapalım.
Biz de devlet olanakları yok, medyayı da
kontrol etmiyoruz.
Yeteneklerimizi dünyaya taşımak işlevini
elimizden geldiği kadar yürütmeye çalışıyo-
ruz.
Şu anda Paris'ten, San Remo'dan
New York'a ulaşan bir çizgide, Zubin Meh-
ta'dan Al Di Meola'ya kadar bir çok değer-
li insan, müziğimizi ve müzikçilerimizi hay-
ranlıkla anıyorsa, bu çorbada tuzu olmanın
keyfi de bize yetiyor.
İçerde doğan hızlı çelmelere rağmen...
