İsviçre’yle aramızda büyük bir kriz var: Kaya Toperi krizi. Büyükelçi Toperi, iki ülkede farklı imgelere sahip. Türkiye’de neredeyse bir kahraman. Birlik ve bütünlüğümüze saldıran hainlere karşı mücadele veren, büyükelçiliğimizi ve dolayısıyla ülkemizin itibarını korumuş olan gözü pek bir temsilci. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ve “ülkesi ve milletiyle bölünmezliğin” canlı simgesi. Bu anlayışla İsviçre’nin her notasını daha sert notalarla cevaplama yolunu seçtik ve kahraman büyükelçimizle göğsümüz kabardı. Peki içimizden kaç kişi, işe bir de İsviçre’nin gözünden bakmayı denedi? Hemen hemen hiç kimse! Güvenliği ve ulusal sorunları ilgilendiren konularda öyle bir korku ve yılgınlık var ki, vatan haini ilan edilmeyi göze almayan hiç kimse bu konulan deşemiyor ve değişik görüş açıları geliştiremiyor. Sanki 1993 Türkiye’sinde değil de, 1940 Berlin’inde yaşıyoruz. Oysa özellikle bu konularda soğukkanlı olmak ve her işi enine boyuna araştırmak gerekiyor.
İsviçre’nin önemli özelliklerinden birisi, hiç kimsenin silah taşımamasıdır. Bu sakin ülkede, polisler bile silah taşımaz. Herkesin silahlı olduğu ve neredeyse musluklardan su yerine kan akacak durumda olan Türkiye’de bu durumu kavramak zor ama gerçekten de İsviçre polisi silahsızdır. O ülkede, cinayet ulu orta bir gazete haberi ve sıradan günlük bir olay değildir. Önemli bir trajedidir. Sokak gösterileri ve protestolar yapılır, bazan itiş kakış olur ama bu gösterilerde hiç kimse öldürülmez. Böyle bir ülkede Türk Büyükelçiliği’nin önünde de bir gösteri yapılıyor. Göstericilerin hiç birinde silah yok. Büyükelçinin ve elçilik mensuplarının canı tehlikede değil. Kimse içeri girmiyor ve kendilerine ateş edilmiyor. Bu durumda tecrübeli ve soğukkanlı bir büyükelçi duruma hakim olur ve bu saldırının püskürtülmesi için her türlü başvuruyu yaparak, durumu kurtarırdı. Türk Dışişlerinde böyle bir saldırıyı olay çıkmadan püstürtebilecek en az on tane deneyli ve becerikli Büyükelçi tanıyorum. Ne var ki Kaya Toperi böyle davranmıyor. Aşırı bir panik içinde silahını kapıp, mangasının başına geçmiş bir komando lideri sertliğinde ateş emri veriyor. Böylece Büyükelçilik savaş alanına dönüşüyor ve dışardaki silahsız göstericilerden birisi olay yerinde ölüyor. Daha sonra İsviçre basınında öldürülmüş göstericiyle, elinde silah tutan büyükelçinin fotoğraflan yan yana yayınlanıyor. Ve biz Türkler, İsviçre gibi tarafsız bir ülkede, bu imajla hatırlanıyoruz. Uluslararası sorunlarda en sıkıştığımız anda, İsviçre’yle gereksiz bir gerginlik yaşıyoruz. Şimdi siz karar verin, bizi böyle temsil eden bir insan kahraman mı, yoksa güç bir durumda görevini yapamamış bir büyükelçi mi?
