Son aylarda yolsuzlukla yatıp, yolsuzlukla kalkıyoruz ya; bu arada bir şey gözden kaçıyor galiba. Aklımız, hırsızların çaldığı paraya takılıyor. Ama bu parayı çalmak için verdikleri zararları unutuyoruz. Oysa bizi etkileyen ve Türkiye’nin geleceğini tehlikeye sokan süreç bu. Hiçbir şeye zarar vermeden para çalsalar, inanın ki daha karlı çıkacağız. Çalmak için icat ettikleri teknikler bizi bitiriyor. İstanbul’da çoluk çocuk hep birlikte zehirleniyoruz. Ama aklımız İSKİ’deki rüşvetlerde. Yolsuzlukların üzerine hışımla gitmeyi ihmal etmeden, sağlımızı ilgilendiren konularda daha duyarlı olmamız gerekiyor.

Birçok kişi, kıyı kasabalarımızdaki hoyrat yol inşaatlarını da bu sürece bağlıyor. Aynı yolu dokuz kere yapıp, dokuz kere kazmanın başka hiçbir açıklaması olamaz zaten. Şu günlerde yolunuz Kuşadası’na düşerse sakın şaşırmayın. Güzelim kasaba bir şantiyeye dönmüş. Delik deşik yollar, turizm mevsiminde çalışan yol makinalar, toz, toprak ve gürültü den başka bir şey yok. Bir de güneş balçıkla sıvanmaz derler. Gelip görsünler Kuşadası’nın güneşi nasıl toza, toprağa ve balçığa batmış. Öyle ya aynı yolu dokuz kere yapmazsan, ihale dalaverelini nasıl dönecek? Şirketler nasıl para kazanacak? Artık işi o hale getirdiler ki “ihale” sözcüğünü duyduğum an midem bulanıyor. Ne bitmez tükenmez ihalelermiş bunlar, nasıl kör ihtiraslarmış ki, ne Ege kasabası bıraktılar, ne turizm, ne sağlık, ne temizlik… İçtiğimiz suya varana kadar zehirlediler. Bütün bunların nedeni de kaba saba, bozuk şiveli, kirli, dişleri nikotinden sararmış bir sürü bıyıklı adamın gözü doymaz iştahını dindirmek. Bu adamlar kendilerine Mercedes alsınlar ve kan ter içindeki Tarabya meyhanelerinde, piyanist şantör eşliğinde erkek erkeğe kalça tokuşturup etrafa para saçsınlar diye çekiliyor bütün bu rezalet. Sağlık, turizm, içişleri gibi bakanlıklar da durumu seyrediyor.

Efes Antik Tiyatro onarılıyor. Haklı bir kararla konser yapılmasına izin verilmiyor artık. Pop ve arabesk konserlerde yüzlerce kişilik grupların kol kola girip zıplamalanı büyük sarsıntılar yaratmış tiyatroda. Yıllarca önce Aspendos’u Atatürk’ün kurtardığını biliyor muydunuz? Atatürk’ün dikkatini çekip de yasaklanana kadar yöre halkı taş ihtiyacını Aspendos’dan karşılıyormuş. Dağa çıkıp taş ocağı kazmak zorlarına gittiği için Aspendos’un taşlarını kırıyorlarmış. Binlerce yıl önce bu tiyatroları yapan insanları düşünüyorum, bir de bizim halimize bakıyorum da, acaba “ böyle başa böyle traş” mı demek gerekir diye soruyorum kendime.