Yazı “Benzersiz birisiydi!” diye başlıyor. Bir büyük şarkıcı, bir başka büyük şarkıcı için yazmış bu satırları. İki kocaman yüreğin buluşması, çarpışması, kucaklaşması. Okuduğum zaman bir benzerlik beni çok şaşırttı. Bakalım siz de şaşıracak mısınız?
Söz konusu kadın şarkıcının, sesi ve yüreği bedeninden çok daha büyük. Ona “Minik Serçe” derken şarkılarını değil, minyon bedenini kastediyorlar. Sahneye çıktığı ve o hançeresinden o gür ses çağıldamaya başladığı anda sanki biçim değiştiriyor ve insan yüreklerini fırtınadan fırtınaya sürüklüyor. Bir şarkıcı dostu onun için şöyle yazıyor:“Benzersiz birisiydi. Cebelitarık kayası kadar kocaman yüreğiyle benzersizdi. Yarı tilki, yarı Rahibe Teresa karakteriyle, kadın kisvesinde bir Bayan Çelişki idi. Çevresine bir kez girdiniz mi büyülenir, bir daha da çıkamazdınız. Önceki gün söylediğiniz şeyi kendine mal eder, fikir ilk ondan çıkmış gibi davranırdı; güzel, aydınlık bakışlarını gözlerinize daldırır, söylediğinden caymaktansa ölmeyi yeğlerdi. Neye inanmaya karar verdiyse ona inanır, takındığı tavra, küçücük boyuyla asılırdı iyice. Cazibe, zeka, kusurlar ve güzel niteliklerden oluşan bir kasırgaydı o…Bir akşam girdim onun tuhaf evrenine ve yaşamımın akışı değişti. Dereler ırmaklara dökülür; ben de bütün açık kalpliliğimle bu öfkeli, büyüleyici sele kapıldım- o güne kadar böyle yüce biriyle karşılaşmamış bir delikanlıyı altüst edecek bir sele.” İşte satırlar böyle. Sizin aklınıza ilk olarak kim geldi. Sezen Aksu değil mi? Ama değil. Birkaç ufak değişiklikle alıntı yaptığım bu satırları Charles Aznavour, büyük şarkıcı Edith Piaf için yazmış. Yine de biz bunu Sezen Aksu olarak okuyabiliriz. Çünkü böyle sanatçıların arasında, ülke ve zaman farklılıklarını aşan bir ruh akrabalığı vardır. Sezen de Piaf’la akraba. İkisi de tutkulu, ikisi de coşkulu ve çevrelerinde tuhaf bir büyü yaratan insanlar.
Geçenlerde bir arkadaş grubunda Türkiye’nin ünlü sesleri konuşuluyordu. Ses ve söyleme tarzı zevke göre değişir. Bu yüzden herkesin başka bir yorumcuyu beğenmesi doğaldır. Konuşma bu minval üzere sürüp giderken bir arkadaşım ilginç bir şey söyledi: “Sezen Aksu’yu tartışmayın.” dedi “Çünkü o şarkıcıdan çok bir yaratıcı.” Doğru söylüyordu. İşte bu yaratıcılık, yıllardır gözlerimizin önünde coşkun bir nehir gibi çağıldayarak akıyor. Bizler de yüzümüze sıçrayan köpüklerin serinliğinden yararlanıyor, ferahlıyoruz. Ve onun sayesinde yıllarımız kaybolmuyor.
