Birinci örnek:
Kedi, kuyruğunun peşine takılmış; dönüyor da dönüyor!
Bütün derdi bir gün hızını, gücünü ve enerjisini artırıp kuyruğu yakalamak.
Çünkü o kuyruğun kökünün kendisinde olduğunu bilmiyor. Kendisi döndükçe, kuyruğun da bu şekilde dönmeye devam edeceğini kavrayamıyor.
★★★
İkinci örnek:
Temel eğri atılmış. Hiçbir yeri uyumlu değil. Ne dörtgene benziyor, ne beşgene, ne de altigene. Her bir kenarı alıp başını gitmiş.
Bu temel üzerine uyumlu, sağlam, kullanışlı ve depremde yıkılmayacak bir bina kurmanızı istiyorlar sizden.
Ne yaparsınız?
İyi niyetli bir mimar bulmak sorununuzu çözer mi?
★★★
Şimdi gelelim esas konumuza:
Son günlerde yazılanları ve ekranda söylenenleri duydukça yine içimi tarifsiz bir sıkıntı kaplıyor.
Çünkü, daha önce yüzlerce kez izlediğimiz, "günü kurtarma" manevraları tekrar başladı.
Türkiye'nin el atılmaya atılmaya kangren olmuş korkunç sorunları Kemal Derviş'in sırtına yükleniyor birer birer.
Peki kangren olmuş bacağı kesip atmasına izin verecekler mi?
Ameliyata hazırlanan elini serbest bırakacaklar mı?
Hayır!
Kesinlikle hayır!
Artık görmemiz gerekiyor ki; kedinin kuyruğunu yakalaması gibi imkânsız bir işin peşine düşmüşüz.
Anlayalım ki; eğri temel üzerine doğru bina kurmak gibi bir çılgınlığı zorluyoruz.
Eğri temel şudur:
Çapsız siyasetçi, vurguncu işadamı ve bürokrat ortaklığı.
Yani şeytan üçgeni.
Türkiye bu şeytan üçgenini ortadan kaldırmadıkça daha başını vuracak çok kaya bulur.
★★★
Şeytan üçgeninden kurtulmanın yolu ise apaçık ortada.
Çağdaş demokrasiyi olanaklı kılacak ve toplumsal uzlaşmayı yansıtacak yeni, sivil, çağdaş bir anayasa.
Siyasi partiler ve seçim yasalarının yeniden hazırlanması.
Bu yasalar sayesinde yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılması.
Sonuçta; demokrasi, hukukun üstünlüğü ve şeffaflık.
***
Bunlar, Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne taşıyacak, yabancı sermaye girişini ve zenginliği artıracak "reformlar" anlamına geliyor.
Eğer bu reformları yapamazsak, ülke cehennem kuyularına yuvarlanmak üzere.
Sonra adama sorarlar:
Bunca yıldır uyaran, anlatan, öğreten görüşleri dinlemediniz.
Peki; başınıza gelen felaketlerden de mi ders almadınız?
O zaman ne cevap vereceğiz?
