Emre Aköz’ün, köşesinde “buğz” kelimesinden söz ettiğini gördüm. Ahmet Hakan’ın kullandığı bu kelimeyi arkadaşlarıyla birlikte arayıp taramalarına rağmen bazı sözlüklerde bulamamışlar; nihayet bir yerlerde “nefret, husumet, haset” anlamlarına geldiği ortaya çıkmış. Haklılar; çünkü “kin” duygusunu ifade eden kelime uzun zamandır kullanılmıyor. Yazı bana uzun zamandır düşündüğüm bir konuyu; “kaybolan kelimeler’i hatırlattı. Oysa ben kelimeleri çok severim. Belki hukuk geleneği olan bir ailede büyümemden, belki de özel merakımdan ötürü eski kelimelere hiç kıyamam. Kaybolan her kelimenin, bizi biz yapan değerleri biraz daha kemirdiği, kökümüzden kopardığı duygusuna kapılırım. Buğz, Türkiye’de dini içerikli bir kelime olarak algılanır. Ve elbette Ahmet Hakan’ın kültür çevresine daha yakındır. Ama iş bununla bitmiyor: Birkaç yıl önce Ertuğrul Özkök Süleyman Demirel’in kullandığı “diğerkâm” kelimesi üzerine bir yazı yazmıştı. Diğerkâm kelimesi de çıkmıştı dilimizden. Böyle yazılan okuyunca, bazı temel kelimelerden nasıl hızla uzaklaştığımız düşünüyorum ister istemez. Kabul; buğz ve diğerkâm biraz eski kaldı ama her eski kelimeyi dilden çıkarıp atarsak sonumuz neye varır. Hele diğerkâm kadar güzel bir kavramı neyle karşılayabiliriz ki! Aziz Nesin’in bir hikâyesinde “bayram musâfahası” tartışılır uzun uzun. Kimse bir türlü ‘musâfaha’ nın ne olduğu üzerinde bir fikre varamaz. Tokalaşma, el sıkışma, tebrikleşme anlamına gelen bu kelimeyi tahmin etmeye çalışırlar. Memduh Şevket Esendal da bir öyküsünde, kasaba ileri gelenlerinin “feminist” kelimesi üzerindeki tartışmalarını anlatır. Kimi idari amir bu kelimeyi bir ilaç ismi sanmaktadır. Şimdilerde feminist’i bilmeyen yoktur herhalde. Ama toplumda “diğerkâm”lık azaldıkça, kelime de başını alıp sürgüne gidiyor. Belki de bir daha dönmemek üzere. Mesela bir çocuğa “itibar” kelimesini anlatmayı deneyin. Göreceksiniz ki çok güçlük çekeceksiniz; çünkü “itibar” kavramı yok oluyor. Dolayısıyla kelime de ölüyor. Mesela çocuk size sorsa “itibar zenginlik mi?” “Hayır!” dersiniz. “Televizyondaki ünlü kişiler mi? “Hayır!” “Liderlerde, siyasetçilerde mi bulunur?” “Hayır!” “Futbol yıldızlarında mı?” “Hayır!” “Peki nedir o zaman itibar?” Anlatamazsınız, çünkü toplumdaki bu değer ölçüsü yok olmaya yüz tutmuştur, çocuğun gözünde örneklerle canlandırmanız zordur. İlhan Selçuk dünkü yazısında Tayyip Erdoğan için “Peki, tenassur mu etti?” diye soruyordu. “Hıristiyan olma” anlamına gelen bu kelimeyi kaç kişi anladı acaba? Dilden hiçbir kelimeyi kovmamalıyız. En azından edebiyatçılar sık sık yok olan kavramları hatırlatmalı. İlk anda zor ve anlaşılmaz bile gelse, bir parça gayret gösterip bu kelimeleri öğrenmeli ve yaşatmalıyız. Yoksa birkaç yüz kelimelik bir kuş diliyle karşı karşıya kalırız. Koskoca Türkçeye yazık olur.
