Bu yazıda, 30 Kasım 2005 tarihinde Meclis Başkanlığı’na verilmiş olan bir önergeden söz ederek, kendi ayağımıza nasıl ateş ettiğimizi anlatacağım. Hepimizin gördüğü gibi Avrupa ile Türkiye ilişkileri karaya oturdu. Karaya oturan geminin belki tekrar yüzdürülmesi mümkündür ama bu işin epeyce zor olduğu da açık. AB’nin üst yöneticileri Türkiye’nin tam üyeliğine hep karşıydı ama yine de Türkiye onların öne sürdüğü birçok kozu ellerinden alıyor ve Avrupa’nın temel ilkelerini çiğnemeden ve kendi kendisiyle çelişkiye düşmeden bu ülkeyi geri çeviremeyeceğini vurguluyordu. Bu yüzden 3 Ekim’de müzakereler gönülsüzce de olsa başladı. AB, bu müzakereleri bloke etmek için yeni bir fırsat kollamaya başladı. Reformların devam ettiği bir ülkede bu fırsat kolay kolay ele geçirilemezdi. Ne var ki Türkiye tam bu sırada kendi ayağına ateş etti; Avrupa’da imajının bozulmasına yol açtı ve bu kötü ortamda Kıbrıs gibi bir bahaneyle üyelik sürecinin askıya alınması gündeme geldi. Neydi bu kendi ayağına ateş etme hadisesi?TCK’nın 301. maddesiydi.
Şimdi sizi alıp 30 Kasım 2005 tarihine götüreyim. Yani bir yılı aşkın bir süre öncesine. Daha ortada ne geniş ölçüde 301. madde tartışması vardı ne yargılamalar yapılmıştı ne de dünya televizyonlarına yazarlarını linç etmek isteyen ülke görüntüleri yansımıştı. Bir milletvekili, üniversitelerle birlikte çalışarak 301. maddenin Avrupa hukukuna uygun hale getirilmesi için değişiklik önergesi verdi. Sorumlu bakanlarla görüşerek, bu madde nedeniyle doğabilecek tehlikeleri, önümüzdeki tuzakları tek tek anlattı. Basında ve Meclis’te derdini anlatabilmek için adeta çırpındı. Ama olmadı. Ne hükümet bu işi ciddiye aldı, ne “demokrat” gazeteler ne de -bir iki saygın isim hariç- “demokrat” yazarlar. Sonunda olanlar oldu, yargılamalar yapıldı, Türkiye dünyaya bir güzel rezil edildi, AB tepemize yumruğunu indirdi, bunun üzerine hükümet yetkilileri “301 değişebilir!” demeye başladı ama geç kalmış bu girişim durumu düzeltmeye yetmedi. Chirac ve Merkel, 301’in yarattığı “Türkiye demokratikleşmesini tamamlayamıyor” yargısına sığınarak son darbeyi vurdu. Son anda frene bassalar bile niyetlerini belli etmiş oldular. Şimdi benim aklıma bir soru geliyor: Bütün bunlara değdi mi? Zamanında uyarılara kulak verseydiniz ve Türkiye’yi bu duruma düşürmeseydiniz olmaz mıydı?Eminim bu sorulara vicdanlarınızda cevap verirken “keşke” diyeceksiniz, “keşke bir yıl önce bir değişikliğe gitseydik de bu belalar gelmeseydi başımıza.” Ama bunu hiçbir zaman açıkça söylemeyeceksiniz. Türkiye böyle yönetiliyor.
