Birkaç hafta önce Syriana filmini görmüştüm. Arkasından da “İyi geceler ve İyi Şanslar” filmini George Clooney’in büyük bir cesaretle yaptığı ve rol aldığı bu filmler, Amerika’ya çok sert eleştiriler yöneltiyor.”İyi Geceler ve İyi Şanslar” filmi McCarthy döneminin insanlık dışı uygulamalarını, her taşın altında komünist arayarak memlekette büyük bir cadı avı başlattığını anlatıyor. Buna direnen bir avuç radyocunun macerasını duygulanarak ve zaman zaman Türkiye’yle paralellikler kurarak izliyoruz.Denebilir ki bu film Amerika’nın bugününü değil geçmişini anlatıyor. Bu yüzden sistem buna göz yumabilir.Syriana filmi ise bugünde geçiyor, Amerika’nın Ortadoğu’daki petrol çıkarlarını korumak için göze aldığı oyunları, cinayetleri anlatıyor.Filmde bir de Kur’an kurslarında yetişen ve yüzünde büyük bir mutluluk ifadesiyle kendini patlatan bir canlı bombanın hikâyesi var.Çok sert bir film.Özellikle, Amerika’nın Ortadoğu’daki rüşvetçi çürümüş politikacılara ve kraliyet mensuplarına ihtiyaç duyduğu mesajının altı kalın çizgilerle çiziliyor.Bu işin bir yüzü.Öteki yüzü ise bu filmlerin Amerika’da yapılabilmiş olması.Amerika şu anda fiili bir savaşın içinde ve bu savaşın canına okuyan filmler çekilip, Oscar ödüllerine uzanabiliyor.Dikkat ettim; Oscar törenlerinde George Clooney bir kahraman gibi karşılandı.Hiç kimse onu vatan haini diye suçlamaya kalkmadı ve bu ağır eleştiri filmiyle o gece Oscar heykelini evine götürdü.Bunu niye yazıyorum biliyor musunuz?Son zamanlarda bizde iyice artan milliyetçilik cereyanları, sanatçıları ve gazetecileri birer propaganda makinesine dönüştürme eğiliminde.Sanki yurtsever olmak, ülkedeki bozukluklan, aksaklıkları, insan hakları ihlallerini görmemeyi gerektiriyor.Kafamızdaki şablonlara uyan sığ propagandistleri dinleme ve takdir etme eğilimi içine giriyoruz.Sanatçı, aydın ve gazetecilerden sürekli bir askerlik hizmeti yapmalarını bekliyoruz.Bu tavır ancak az gelişmiş diktatörlük ülkelerine yakışır.Mesela Libya’da gazeteciler ve sanatçılar durmadan Kaddafi’ye övgüler düzer, sistemin aksadığı noktalan saklarlar.Oysa gelişmiş ülkeler basından ve sanattan bambaşka bir işlev bekler: Onların sorulmayan sorulan sormasını, toplumu sarsmasını, silkelemesini, politik düzeni sorgulamasını bekler.Bakın, Ebu Gureyb cezaevindeki korkunç işkenceler de Amerikan basını sayesinde ortaya çıkıyor, ona benzeyen diğerleri de.Kimsenin de aklına The New York Times’ı vatan hainliğiyle suçlamak gelmiyor.Sorun bir gelişmişlik sorunudur.Ve bu açıdan bakarsak Kurtlar Vadisi Irak filminin yaptığı gibi başka ülkeyi suçlamak kolay, aynı eleştirileri kendi ülkene yöneltmek zordur.Ama sanatın olmazsa olmazı da budur.