Bugün sizlere yaşayan en önemli Fransız düşünürlerinden biri olan Alain Badiou’dan bahsetmek istiyorum. Badiou, 1937 yılında Fas’ta doğmuş ve Fransa’da felsefe eğitimi görmüş. Çok yakından ilgilendiği matematik, onun felsefi düşüncesinin yapı taşlarından birini oluşturuyor. Althusser ve Lacan, en etkilendiği düşünürler arasında yer alıyor. 1968 olaylarını yaşamış olan Badiou, gençliğinden beri aktif olarak siyasetin içinde. Cezayir’in bağımsızlığı için mücadele veren Badiou bugün ise ağırlıklı olarak Fransa’daki göçmenlerin sorunlarıyla ilgili konularda çalışıyor. Badiou’nun 1993 yılında yazdığı “Etik: Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme” adlı kitabı, Metis Yayınevi tarafından ülkemizde yayımlandı. Bir kitaptan daha çok bir monografi niteliğini taşıyan bu kısa yapıt Badiou’nun en kolaylıkla anlaşılabilen eserleri arasında yer alıyor. Niyetim burada Badiou’nun felsefesini, onun düşüncesinin güçlü ve zayıf yanlarını anlatmak değil. Zaten bu bir köşe yazısının boyutları içinde mümkün olmazdı. Burada yalnızca Badiou’nun “Etik” kitabında ısrarla vurguladığı belirli bir düşünceyi ve bu düşünceyle ilişkili olarak dile getirdiği radikal bir eleştiriyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu düşünceye çok yabancı olmayabiliriz, onu ilginç ve önemli kılan şey, günümüzde hakim olan, uluslararası düzeni ve ilişkileri şekillendiren bakış açılarına tamamen karşıt fikirleri dile getiriyor oluşu. Bildiğiniz gibi günümüzde sürekli kültürel farklılıklardan, bu farklılıkların değerinden, ‘öteki’ye/farklılığa saygı ve hoşgörü göstermemiz gerekliliğinden bahsediliyor. Badiou, farklılığa verilen bu değer ve önemin sahici bir etik anlayış geliştirmemizi engellediğini söylüyor. Doğada varolan genel kuralın, sonsuz farklılık olduğunu ama insan toplumlarının yüceltmesi gereken değerin farklılık değil aynılık, hepimiz için aynı olan hakikatler olması gerektiğini savunuyor. Batı’nın tüm dünyaya yaydığı insan hakları anlayışını da bu farklılık algısını beslediği için kökten reddediyor. Badiou’ya göre Batı’nın insan hakları üzerine kurulu etik anlayışı, statükoyu, yani büyük sermayenin çıkarlarını, korumaktan başka bir işe yaramıyor ve aynı zamanda da son derece samimiyetsiz. Bir başka deyişle Batı, kendisinden yalnızca makul ölçüde farklı olanlara hoşgörü göstermeyi kabul ediyor. Badiou’nun sert eleştirilerine tamamiyle katılmasak bile bu eleştirilerin bir hakikat payı içerdiğini teslim etmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Umarım bu kısacık özetle bazı okurlarda bir merak kıvılcımı uyandırabilmişimdir.
