Cunda adasındaki tarihi kilisenin perişan halini anlatan yazım Kültür Bakanı Fikri Sağlar'ın dikkatini çekmiş ve bu konuda gerekli incelemelere başlanmış. Bakanın duyarlığına teşekkür ederim.

Fikri Sağlar'la görüşürken bir çok eleştiri aldıklarını ve bir kesimin "Camileri tamir etmiyorsunuz, kiliselerle uğraşıyorsunuz." suçlamasını yönelttiklerini söyledi.

Oysa camiler Vakıflara aitti. Kültür Bakanlığının camilerle ilgili bir tasarrufu ya da harap bir camiin bakımını üstlenmesi söz konusu olamazdı.

XXX

1986 yılında Mikis Theodorakis'le yaptığımız bir konuşmayı hatırlıyorum. Theodorakis ortak plağımızın "altın plak" töreni dolayısıyla gelmişti. Sarıyer'de Urcan lokantasındaydık. Türkiye ve Yunanistan arasında bir dostluk derneği kurulması fikri gelişti. Politikacıların yapamadığını böyle bir dernek başarabilirdi.

O yaz akşamını sevinçli bir coşkuya dönüştüren karardan sonra, ayrıntıların konuşulmasına geçildi.

Benim iki temel önerim vardı. Ege'nin iki yanında yer alan tarihi eserler bakımsızlıktan yıkılmak üzerelerdi. Belki de dernek bu konuda çaba gösterebilirdi.

Yunanistan'ı gezerken bir çok cami ve hamam görmüştüm. Hepsi harap durumdaydı. Kasıtlı olarak ölüme terkedilmişlerdi. Onca ustalık, emek ve göznuru, insanın içini burkan bir barbarlıkla idam ediliyordu. Belki de Theodorakis'in girişimi o camileri kurtarabilirdi.

Üzerinde durduğum öteki konu okul kitaplarındaki düşmanlık ifadeleriyle ilgiliydi. İki dernek bu ifadelerin çıkarılması yönünde çaba göstermeliydi.

Theodorakis bu iki konuda da aynı düşünceleri paylaşıyordu ve çaba göstereceğine söz verdi.

Daha sonra dernekler kuruldu ve iki konuda da somut adımlar atıldı.

XXX

Yunanistan'daki camilerin kurtarılması mücadelesine katılmış bir kişi olduğum için, bize emanet edilmiş olan Yunan eserlerinin tamir edilmesini de savunuyorum.

Çünkü camiler de kiliseler de insanlığın ortak malıdır.

XXX

Konunun bir yönü daha var:

Türkiye'de tarih kitapları Osmanlı padişahlarının övgüleriyle doludur.

Bu övgüler en çok, padişahın değişik din gruplarına gösterdiği hoşgörü konusunda yoğunlaşır. Osmanlı idaresi altında yaşamış olan bir çok hristiyan ülkede tapınaklar olduğu gibi kalmış, hatta korunmuştur.

Bu bir uygarlık ölçüsüdür.

20. yüzyılın sonunda, tapınaklara ve tarihi yapılara karşı savaş açılmaz.

Böyle davranan bir ülke ancak ilkelliğini kanıtlamış olur.

Türkiye'de değişik inanışlara ait eserlerin korunması, Yunan hükümeti üzerinde dünya çapında bir baskı oluşması sonucunu doğurur. Orada kalmış Türk- İslam eserlerinin korunmasının tek yolu budur.

Türkiye'deki kiliselerin yıkılmasından medet uman ve onarımlarına karşı çıkan insanlar olabilir.

Ne var ki; Cordoba'da gezdiğim muhteşem Cami böyle düşünmeyen insanlar sayesinde ayakta kalmıştır.

Arap ve İspanyol uygarlıkları birbirlerinin eserlerini yıkmak yerine, kendi anlayışlarını yüceltme ve daha güzel eserler verme yarışına girdikleri için saygı görmüşler ve yücelmişlerdir.

Aynen, Topkapı sarayının dibindeki Aya İrini kilisesini koruyan Fatih Sultan Mehmet gibi.....