İKTİDAR mensuplarına bir tavsiyemiz var. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in sık sık söylediği "Mahkeme kadıya mülk değildir!" sözünü çerçeveletip odalarına astırsınlar.

Çünkü bu sözü hatırlamaya çok ihtiyaçları var.

Son günlerde kendilerini iyice iktidar çekim alanına kaptırdıkları görülmekte.

Çevrelerine biriken partililer, siyah limuzinler, koruma arabaları, selam duran polisler arasında kendi güçlerini abartmaya başladılar.

Bütün bunların kendi kişiliklerine gösterilen bir sevgi - saygı belirtisi değil, ancak işgal ettikleri makamla ilgili bir gelenek olduğunu unutmak eğilimi içindeler.

Bu yüzden Türkiye'de iktidarların dönem dönem kapıldığı sarhoşluğa kapılmaları kolay oluyor.

Oysa orası bir mahkemedir ve kadıya mülk değildir!

O mülkün gerçek sahibi halktır.

İstediğini getirir, istemediğini götürür.

***

BAŞBAKAN Erbakan, sahibi olmadığı bir mülkü Tansu Çiller'e miras bırakmak istiyor.

Temmuz ayında başbakanlığı Tansu Çiller'e devredeceğini açıklıyor.

Bize de sormak düşüyor: Kimin malını kime veriyorsunuz?

Başbakanlık sizin tapulu malınız mı ki bir devir - teslim töreni düzenliyorsunuz?

***

OSMANLI döneminde padişah bir sadrazam tayin eder ve mührü teslim ederdi.

Sadrazam görevden uzaklaştırılınca da mühür geri alınırdı.

Hiçbir sadrazamın, mührü başkasına devretme hakkı yoktu.

Çünkü sadrazam o mührün sahibi değildi.

Cumhuriyet'te de üç aşağı, beş yukarı aynı sistem geçerli.

Bu gücü padişah yerine cumhurbaşkanı ve Millet Meclisi kullanıyor.

***

TEMMUZ ayında Erbakan'ın yapabileceği tek şey istifa etmektir.

İstifa ettikten sonra hükümeti kimin kuracağı konusu onun yetki alanının dışına çıkar.

Cumhurbaşkanı istediği kişiyi görevlendirebilir.

Eğer Meclis de bu görevlendirmeyi onaylarsa o kişi başbakanlık koltuğuna oturur.

Bu süreçleri aşmadan, Cumhurbaşkanı'nın ve Meclis'in yetkisini gasbetmeye çalışarak temmuz ayında Çiller'in başbakan olacağını söylemek ve bunu koalisyon protokoluna bağlamak, en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir.

***

BU iktidar bizi her konuda şaşırtıyor ama 23 Nisan'larda beş dakikalığına yetkililerin koltuğuna oturan çocuklarımızın bile yapmayacağı hataları niye yapıyor, anlamıyorum!

Şaşkınlıktan mı?

Panikten mi?

Yoksa "sahte gündem" yaratmak için mi?