Denizler kirlendi desem kimse itiraz eder mi?Etmez.Çünkü bulanık rengiyle, üzerinde yüzen çöplerle, artık yüzülemeyen plajlarıyla her şey apaçık, gözler önünde.Şehirler çirkinleşti desem kimse itiraz eder mi?Hayır, ona da etmez; çünkü kusmuk gibi kaçak binalarıyla, bir hiza tutturamamış sıvasız apartmanlarıyla, kargacık burgacık yollarıyla bu da herkesin gördüğü bir şey. Peki hava kirlendi desem buna karşı çıkacak insan bulunur mu?Bulunmaz, çünkü herkes havadaki bulanıklığın, göz gözü görmez yoğunluğun ve içine çektiği pis havanın farkındadır.Ama gelgelelim; kafalar kirlendi desem birçok kişi itiraz eder.Vay bizim milletimizin kafası nasıl kirlenirmiş diyenler bile çıkar.Çünkü bu kirlenmeyi gözleriyle göremezler, kendileri de sürüye kapılıp gittikleri için kirlenmenin bir parçası olurlar.Bu yüzden kirlenmeden söz eden kişilere de sık sık itiraz ederler.Oysa zevkte kirlenme, kültürde kirlenme, siyasette kirlenme, insan ilişkilerinde kirlenme doruk noktasında.Bu ortam, zihin ve duygu kirlenmesine uğramış kitleleri öfke mangaları haline getiriyor.Okuduğunu anlamaktan aciz insanlar, kendi görüşünce vatanı kurtarmak için silaha sarılmaya hazır hale geliyor.Önceki akşam İstanbul Sarıyer’de yaşananları duydunuz değil mi?Yol verme kavgasında genç bir adamı karısının ve çocuğunun gözü önünde Boğaz akıntılarına atıyorlar. Genç adam, onu kurtarmak isteyen kardeşiyle birlikte boğuluyor.İki insanın ölümü; geride dul bir eş, yetim bir çocuk ve gözü yaşlı bir aile.Bütün bunlar ne için?Genç adam yol vermediği için.Bu olayları bireysel suçlar olarak görmeye hakkımız yok.Bu toplum, eskiden tanımadığı seri katiller, sadistler, tecavüzcüler üretmeye başladı.Bu gidişin sonu iyi değil.Yine de bu yazıda yanılmış olmayı umuyorum.Yoksa hepimizin işi zor.