İnsanların duyarsızlıkları karşısında Avrupa sanatı giderek kışkırtıcılığa yöneliyor izlenimi ediniyorum.Son günlerde gördüğüm filmler, gezdiğim sergiler ve okuduğum kitaplar bu gözlemimi doğrular nitelikte.Çünkü dünya öylesine korkunç ve televizyonlar öylesine dehşet verici görüntüleri evlerimize taşıyorlar ki insanlar hiçbir şeyi umursamıyor artık. Kitlelerin ilgisini çekebilmek için onları sarsmak, şaşırtmak, uyarmak, hatta kızdırmak gerekiyor.Yıllar önce sürrealizm akımının doğuş sebebi buydu.Andre Breton gibi öncülerin çevresinde bir kışkırtıcılık akımı oluşuyordu. Luis Bunuel “Endülüs Köpeği” filminde bir gözü usturayla kesiyor, Tristan Tzara anlamsız kelimelerden oluşan dadaizm icadını çıkıyordu. Bugünün sanatçıları da konformizmin ılık sularına gömülmek yerine, kışkırtıcılığın çivili yatağına yatmak yürekliliğini gösteriyorlar.Avrupa sinemasının iki büyük yeteneği Pedro Almodovar ve Emir Kusturica bu gözüpekliği gösterenler arasında.Almodovar, “Kötü Eğitim” adlı yeni filminde erkek eşcinselliğinin köklerine eğiliyor. Epey sert sahneler içeren filminde kiliseyi yerden yere vuruyor. Çocuklara tecavüz eden Katolik rahiplerinden geçilmiyor filmde. Her filminde olduğu gibi Kötü Eğitim’de de travestiler baş rolde. İnsanlar bu filmi ya çok sever ya da nefret eder, arası yok. Bütün Almodovar filmlerinde olduğu gibi cayır cayır renklerden oluşan garip bir rüküşlük anlayışına müthiş bir müzik eşlik ediyor. Televizyonlarda gösterileceğini hiç sanmam.Ama batı uygarlığının eşcinsel evliliğini tartıştığı günlerin ruhuna uygun bir film.Emir Kusturica ise “Hayat Bir Mucizedir” adlı yeni filminde çok yürekli bir çıkış yapmış.Kendi halkı katliama uğrarken Sırplardan yanaymış gibi algılanan ve hain ilan edilen yönetmen, bu kez de Bosna savaşında bir Sırp Ortodoks erkekle, Müslüman bir kızın aşkını anlatıyor.Yine deli dolu, yine çılgın, yine hayvanlarla iç içe, yine Balkan müziğinin boru ve trampet seslerinden geçilmiyor.Bu kez filmin müziğini de bir arkadaşıyla birlikte Emir Kusturica üstleniyor. Müziğe çok meraklı olduğunu ve derlediği halk müziği bantlarını teslim ettiği Goran Bregoviç e sonradan çok kızdığını bildiğim için bu durum bana hiç şaşırtıcı gelmedi.Bu filmin de müziği çok güzel.İki film de kışkırtıcılığı açısından ilgimi çekti, yoksa ikisini de fazla sevdiğim söylenemez.Almodovar hep aynı konu çevresinde dönmekten ve kendini tekrar etmekten, Emir Kusturica da Balkan egzotizminden ve çarpıcı sahne merakından kurtulmalı bence ama yine de iki yetenekli yönetmen, cesaretleri ve eleştirilmekten korkmayan kışkırtıcı tavırları yüzünden övgüye layık.
