Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya na sorarsanız ‘Lafı bile edilmez, mikroskopik bir zaman…’ Bana sorarsanız: On senesi ömrümün” Nazım Hikmet, “içerde” geçen on yılını böyle anlatıyor. Dile kolay; on yıl bu. Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak da on yıl yattılar hapiste, hatta on yılı da aşkın bir süre. Hapiste geçen on yılın, insan ömrü açısından nasıl bir şey olduğunu anlamak için şiiri okumaya devam edelim: “Bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştüğüm sene Bir haftada yaza yaza tükeniverdi. Ona sorarsanız: ‘Bütün bir hayat’ Bana sorarsanız: ‘Adam sen de bir hafta'(…) Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğümde ana rahmine düşen çocuklar ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları. Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan. Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hala çocuktur. “DEP’li milletvekilleri on yıl önce meclisten alınıp götürüldüler. Bir yerel seçim öncesiydi ve zamanın başbakanı Tansu Çiller seçim şovu yapmak istiyordu.Meclisten alındılar, evlerini bile görmeden hapishane hücrelerine kapatıldılar. Ve milletvekilleri on yıl yattı içeride. Bu on yıl içinde kanlı katiller kurtuldu hapisten, küçük çocuklara tecavüz edip sonra da boğarak öldürenler afla cıktı, caniler tekrar suç işlemek üzere serbest bırakıldı.Ama adaletsiz af yasaları duvara slogan yazan on altı yaşındaki gençleri ve milletvekillerini zindanda çürütmeye kararlıydı. Neydi istenen? Kürtçe diye bir dilin, Kürt diye bir halkın varlığının tanınması. Kimliğine, diline, edebiyatına, kültürüne saygı gösterilmesi. Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve saygın yurttaşları olduklarının hissettirilmesi. Sırf bunu yapmamak için bunca acıya, bunca ölüme, bunca göz yaşına gerek var mıydı? Koskoca Yaşar Kemal’i DGM’de mahkûm etmeye değer miydi? Dünya güneşin etrafında on kere döndü ve bugün devlet kendi televizyonunda Kürtçe yayın yapıyor. Yayın yetersiz bile olsa; bölünmeyelim diye yapıyor, iç kavgalara sürüklenmeyelim, birbirimizin diline, ailesine, geçmişine, kültürüne, kimliğine saygı gösterelim diye yapıyor. Ve bu adımlarla şiddetin gerekçesini elinden alıyor, Türkiye’yi barışa ve huzura götürüyor. Eline silah almak isteyeni haksız çıkarıyor.
