Dünya Değişirken – Zülfü Livaneli
San Francisco‘da toplanan “Dünya Forumu”na sunacağım bildiriyi İstanbul‘da hazırlamıştım.
“Global Anarşi ve Şiddetin Kaynakları” başlığı altında bir konuşma yapacak ve dünyada genel bir eğilim olarak gittikçe güçlenen şiddet düşkünlüğünü anlatacaktım.
Fransız gençliğinin yeni ilahının kim olduğunu sorarak başlıyordu bildiri:
Hangi rock şarkıcısı ya da Holywood starı Fransız gençliğini fethetmişti?
Gençlerin odalarını kimin posterleri süslüyordu?
Bildiri bu soruların şaşırtıcı cevabını veriyordu: Batı gençliğinin yeni ilahi, Florence Rey‘di.
Rey ne şarkıcıydı, ne sporcu, ne de aktör.
“Natural Born Killers” filminin etkisinde kalarak 4 kişiyi öldürmüştü.
Bütün marifeti buydu işte.
New Hempshire‘li modacı Frank Allegeyer‘in kurşun delikleriyle dolu giysilerinin kapışıldığı bir ortamdı bu.
Sunacağım bildiri bu tehlikeli gidişe dikkat çekecekti.
Ne yazık ki bildirimi değiştirmek zorunda kaldım. Hem de George Bush‘un konuşması yüzünden.
***
George Bush forumda yaptığı konuşmada ortak düşmanlardan söz etti. Karşısında birleşilmesi gereken ortak düşmanlar uyuşturucu, terör ve İslam hareketleriydi.
Bu konuşmayı şiddet konusundan bi- le tehlikeli buldum.
Forumda yaptığım konuşma, Bush‘un bu yaklaşımını eleştiriyor ve Batı’nın “Biz ve Onlar” ayrımına karşı çıkıyordu.
Batı, kendisini tanımlamak için her zaman bir “ortak düşman” aramıştı. Bir zamanlar komünizm olan ortak düşman kavramı, şimdi yerini İslam‘a bırakıyordu.
Oklahoma bombalamasında olduğu gibi her terör eyleminin arkasında İslam güçleri aranıyor ve neredeyse İslam kavramı, terörle eş anlamlı sayılıyordu.
Oysa ateşle oyanamaktı bu.
Komünizm gibi nispeten yeni bir idelojiyle, din ayrımlarının insanların yüreğine kök salmış derinliği karşılaştırılamazdı.
Din savaşlarından çok acı çekmiş olan dünyaya, yeni din savaşları hediye etmek kimsenin işine gelmezdi.
Bu yüzden İslam‘ı ortak düşman ilan etmek yerine, onu anlamaya çalışmak, kendi içindeki ayrımları, akımları, mezhepleri ve içtihatları bilmek, hoşgörülü İslam anlayışlarını desteklemek gerekirdi. Yoksa en ılımlı Müslüman bile kendisini dışlanmış hissedecek ve radikalleşecekti.
***
Konuşmanın sonuna doğru İbni Rüşd‘ün düşüncesini ve bu konudaki tartışmayı anlattım. Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş ve Kaygusuz Abdal‘ın, dünyayı felsefi bir anlayışla kavrayan şiirlerinden örnekler verdim.
O müthiş 13. yüzyılı hissettirmeye çalıştım.
***
Batı’nın düşman olarak görmesi gereken olgu İslam değil, bazı İslam ülkelerindeki koyu cehaletti.
Böyle ülkelerde halk kolayca yönlendirilebiliyor ve din cambazı politikacılar yoluyla din duyguları sömürülebiliyordu.
Sonuçta Batılı aydınlar ve devlet adamları İslamla diyalog kurmak ve onu anlamaya çalışmak zorundaydılar.
Barışı korumanın tek yolu buydu.
Beni sevindiren ve umutlandıran şey, konuşmanın dinleyiciler tarafından coşkuyla karşılanması ve düşüncelerime hak verilmesi oldu.
Forum ağırlığını, Bush‘tan değil benden yana koymuştu.
